14 Şubat günüydü ve şehre yeni dönmüştüm. Seni başka bir türle aynı kafeste gördüğüm an oradan kurtarmak istemiştim. Rengine vurulduğunu da itiraf etmeliyim. Bu şehirde pek arkadaşım yoktu ve ben, ilk maaşımla sana bütün ihtiyaçlarını almıştım. Kendime ilk kez böyle bir arkadaş edinmiştim. Tüylerin gibi masmavi de bir kafes almıştım sana. Adına da “Hazer” dedim. Zaman içinde bu, “Hazer The Bird” olarak kalıplaştı. Sen cennet papağanıydın ve cennetin bir parçası olarak evimize gelmiştin. Senin sayende kuşları daha farklı sever oldum, daha çok anladım. Kocaman gözlerinle bakarken dünyaya, çok da korkuyordun her şeyden ne getirdilerse senin başına. Bu nedenle senin üstüne gitmedim hiç. İlla benim gibi konuşmanı beklemedim. Ötüşün zaten dünyaya bedeldi, seni olduğun gibi sevmeyi seçtim. Sen kafesin dibinde yüzmeye çalışırken öğrendim banyo yapmak istediğini. Sana özel banyo aldım ve korkmadığın tek şeyin su olduğunu gösterdin. Banyoya her girişinde tüylerinin parlamasına hayran oldum da nazar değmesin diye bunu açıkça dile bile getirmedim. Sen anneme arkadaş, babamın laf attığı bir vatandaş, bana yoldaş oldun. Nahifliğine ve açlıktan ölsen bile tantana etmeyecek kadar vakur duruşuna bakakaldım hep. Babam hastanedeyken ona “Hazer’i sormayacak mısın?” demiştim. Sen bize her anımızda moral oldun ve bunu sadece varlığınla yaptın. Deprem oldu, ben yanına koştum. Pıt pıt atan yüreğin sakinleşsin diye seninle konuştum. Gün geldi belki ben yetemiyorumdur diye sana arkadaş buldum. Şeftali The Bird’ü başta pek sevmemiş gibiydin ama sonraları onsuz da yapamaz oldun. İkinizin tatlı sert çekişmenize, senin nazlı hâllerine, biriniz dışarıdayken diğerini çağırmanıza, Şeftali’nin senin kafanı kaşımasına tanık oldum. Sen meyvelerden en çok karpuzu seviyordun. Hangi meyve/sebzenin iyi gelip gelmeyeceğini öğrendim seninle. Bir kuşun içeriden ve dışarıdan nasıl iyi bakılması gerektiğini videolardan izledim. Sen iyi ol diye veterinere gittik birlikte. Zamanla salıncağa alıştığını görmek, çiğdemi açabildiğini görmek beni çok mutlu etti. Yine de çiğdemleri sen açamasaydın ben yine kendi ellerimle açıp sana verirdim. Senin görüntünden yastık yaptırmıştım, senin gibi ayraçlar yapmıştım, seni köylere götürdüm gezmeye. Yazları Didim’e götürdüm denize. Sen hep iyi ki vardın. Sen bana bu şehre alışmayı öğrettin. Şimdi bir öğle vakti size yeni bir yem almanın sevinciyle eve gelmişken senin cansız bedenini görmenin beni nasıl üzdüğünü anlatmam mümkün görünmüyor. Şeftali bile durgun, yastayız ikimiz de. Yemek bile yemedik neredeyse, sen düşün. Sen Şeftali’ye de bana da çok şey öğrettin. Aralık ayı önce babamı aldı benden, sonra da seni. Şimdi daha iyi anladım ki sen de Şeftali de gerçekten “cennet” papağanısınız. Umarım şimdi gerçek cennettesindir. Sen bu dünyayı cennete çevirdin, umarım ben de sana hak ettiğini yaşatabilmişimdir. Yeni cennetlerde görüşmek dileğiyle Hazer. Maviliklerin hiç solmasın.