25.04.2021

Oksijen

 “Bıraktım seni kopkoyu karanlığında.” 


Krallıklarının tadını çıkaranlar umurumda bile değil. Yemyeşil çimenlere uzanıp, masmavi göğe göz kırpıp saatlerce kitap okumanın huzuru paha biçilemez. Dağların ruhu var, çiçekler çok narin, ağaçlar güler  yüzlü, bulutlar kızmaya meyilli, gökkuşağı elmas kadar değerli, toprak hep fedakâr, Ay hep samimi... Doğanın parçası olan insan, bu tabloda olamıyor çünkü insan, kendini doğaya ait olarak görmüyor. 

Ben ise kendimi hayvanlara yakın gördüm hep. Çiçek olamam, dağ olamam ama belki hayvan olarak yerim olur Doğa Ana’nın sofrasında. Bir böcek mi, bir penguen mi, koala mı, semender mi, atmaca mı yoksa? Belki de Anka Kuşu olurum da insanların ulaşamadığı Kaf Dağı’nda huzur bulurum. “Simurg” da deseler olur bana. Yanarım, her insanda alev alev yanarım da sonra küllerimden yeniden doğarım hem. Belli mi olur? 



Hazırcevap

Sayfalar dolusu şiirler yazarsın da birine, sonra o gelir bir cümlen yüzünden sana darılıverir.
Ne kadar çok sevdiğini anlatmak istersin, ama bunu sıkıcı bulur ve uzaklaşır.
Özlediğinden dem vurmak istesen anlayışsız olur çıkarsın karşısında.
"Gel" desen emir olarak algılar, "Geleyim" desen meşgule döner hatlar...
Mesaj atsan sabırsız olursun, atmasan onun bir selamına muhtaç olursun.


Velhasıl, Turgut Uyar'ın da dediği gibi "Sevgim acıyor, kimi sevsem, kim beni sevse..." durumunda bulursun kendini. Çok şey değildir istediğin ama hep kıskanç, uyumsuz, anlayışsız, despot taraf sen olursun. Aslında sadece sevdiğinle daha yakın olmak istersin, ama kendini bir türlü ifade edemezsin. Hatta bu durumdan yakınacak olsan bile suçlu olursun.

Acaba aşk, bir tarafın kendini hiçe sayması mı?

7.04.2021

Kehkeşan

 Gayriresmi ilişkilerde kendimi hep önemli zannettiğim zamanlar geçti. Hayatına kazara girdiğim insanlardan koşarak uzaklaşıyorum ki kimse zorunlu merhabalarını bana harcamasın. 

Öfkemi yenebilmeyi öğrendim. Bir felsefeci gibi dünyadan uzaklaşamıyorum ama kafa dinleyebileceğim, kendime gülümseyebileceğim mağaralar oluşturabiliyorum. 

Zaman zaman çok inanmak istedim: Kâğıda, kaleme, insanlara inanmanın bir sınırı olduğunu iyice anladım. Hayatımda ıslahat yapmam gerekti, yaptım. Artık insanların hercailiğinde gülüşlerimi harcamamaya karar verdim. Çünkü değer verdiğimi belli etmeye kalksam ya yanlış anlaşıldım ya da önemsenmedim. 

Bana kuruntular verecek, beni iflasa sürükleyecek, ömrümü çürütecek her türlü saçmalıktan ve saçma insandan uzak durmak, geri kalan ömrümde belki bir nebze olsun huzuru sağlar. 

Dünya için sevgimi ziyan edenlerin değil, her tavrıyla ruhumu yüceltenlerin yanında olacağım. 

6.04.2021

Ouroboros

 Kucağında yıldızları besleyip büyütmek istermiş. En çok da gök cisimlerinin ruhu olduğuna inanırmış. Büyümüş sonra... 

Boynuna hüzün tasması takarak salmışlar onu dünyaya. En büyük zaafı da insanları yıldız zannetmekmiş. Kollarını açmış hep onlara. Üstelik kimisi de çok önce ölmüş meğer, sonradan geliyormuş bunun görüntüsü. Aynı yıldızlar gibi... Ama hiçbir insan parlak değilmiş o kadar ve insanlar, gördükleri iyilikleri ışıl ışıl yansıtmazlarmış. 

Doğanın döngüsü içinde hayat delisi olanlara hep imrenmiş. Onun aşinası olduğu mitler hep çürümüş çünkü, düşlerin aritmetiğini de hiç çözememiş. Sıkıntılarla yüzleşemediği için de dönüşmüş kendi kuyruğunu ısıran bir yılana. Ortada dünya kadar hayat ağacı, o ise çevresinde dönüp duran Ouroboros olmuş. Şehir efsanelerinin konuğuymuş. Rüyadan fazla, hayattan eksik yaşamış durmuş...