Dünya nüfusunun 65 milyonu
diyorum. Düşündüğünüz zaman küçümsenmeyecek bir sayı. Birçok ülkenin nüfusundan
da fazla. Peki, bu neyin sayısı mı? Dünyadaki epilepsi hastalarının yaklaşık olarak sayısı. Yaklaşık olarak diyorum çünkü gün geçtikçe artıyor, yaklaşık olarak diyorum çünkü bunlar
sadece bilinenler, hastalığını gizleyenler de cabası. Bu sayı, Türkiye’de
yaklaşık 700 bin kişiye tekabül ediyor. Kaçınız bunun farkında?
Epilepsi ya da sizin aranızdaki
deyimle “sara” hastalığı, milattan önceki yıllardan beri bilinen bir hastalık.
Adına yeminler ettiğiniz Hipokrat, o dönemde epilepsinin bir hastalık olduğuna
dair kitap yazıyor ama nafile! O dönemde insanlar, epilepsi hastalarının içine
cin, peri vb. kaçtığını düşünüyor hatta nöbet sırasında hastanın Tanrı’yla
iletişime geçtiğine inandıkları için “kutsal hastalık” diyorlar epilepsiye.
Kötü olan tarafı, bu inanışların etkisi günümüzde bile sürmekte.
En okumuşundan en okumamışına
kadar hiç fark etmiyor, kime epilepsi hastası olduğumuzu söylesek önce bir
duruyor, sonra acıyor, sonra da kaçıyor. Evet, kaçıyor. Hâlbuki epilepsi bulaşıcı bir
hastalık değil. Anlatamıyoruz. Epilepsi, psikolojik bir bozukluk da değil.
Fiziksel bir rahatsızlık. Kimse bunları göz önünde bulundurmuyor.
Bazılarınız daha anlayışlı
çıkıyor ve ilk müdahaleyi nasıl yapacağını soruyor. Anlatmak bizim görevimiz.
Çünkü yanlış müdahale, sakat kalmaya ve hatta ölüme neden olabilir. Söyleyeyim,
biri yanınızda epilepsi nöbeti geçiriyorsa başını yana çevirin. Maksat, dilin
nefes borusunu tıkamaması. Onun dışında o anki hareketlerini engellemeye
çalışmayın. Çarpabileceği cisimler varsa uzaklaştırın. En önemli noktalardan
biri de şu: Nöbet anında sakın bize su içirmeye, alkol, kolonya, soğan vb.
maddeler koklatmaya kalkmayın. Çünkü bayılma değil o an yaşadığımız, nöbet hâli.
İkisinin arasında çok fark var. Alternatif tıp konusunda ahkâm kesen bazı
insanları görüyorum, internette paylaşım yaparken “Soğan koklatılır.” tarzı bir
şey yazmış. “İyi de abi, alternatif olacaksın diye yalan yanlış şeyler
paylaşamana gerek yok.” dedim, sanırım engelledi.
Epilepsinin neden olduğunu
soruyorsunuz genelde. Nedeni belli değil. Birçok şey etkilemiş olabilir. Sonuç
olarak, karşınızdaki insanda epilepsi var ve bu hastalık da kanıksadığınız
şeker hastalığı gibi bir şey. Tabi epilepsi nöbetlerini tetikleyen bazı
durumlar var, bunları da hatırlayın: Başta sinir, stres, üzüntü, aşırı sıcak,
aşırı soğuk, aşırı kafein (çay, kahve, kola), alkol tüketimi, yanıp sönen
ışıklar, uykusuzluk, açlık, kafaya darbe almak, aşırı heyecan gibi durumlar en
çok bilinenler. Bünyeye göre de değişebiliyor bazı etkiler. Mesela greyfurt iyi
gelmiyor, ilaçlarla etkileşime girdiği için. Son yapılan araştırmalara göre,
kırmızı acı biber de nöbetleri arttırıyormuş. İçinde “psödoefedrin” olan
ilaçları kullanmamamız gerekiyor ve bu etken madde özellikle soğuk algınlığı
ilaçları içinde yer alıyor.
Sorduğunuzda “Epilepsi tedavi
edilebilir.” derler. Ancak bu tamamen yüreklere su serpmek için söylenir.
Epilepsi, sinir sisteminde olan bir hastalıktır ve sinir sistemi kendini hiçbir
zaman yenilemediği için de bu hastalığın yüzde yüz geçmesi gibi bir durum söz
konusu değildir. Sadece ilaçlarla nöbetleri kontrol altına alma ve uzun süren
nöbetsizlik durumunda ilaçları bırakma gibi şeyler söz konusu. Ama ilaçları
bıraksa da bir epilepsi hastasının her daim nöbet geçirme riski mevcuttur.
Birçok ilaçta olduğu gibi
epilepsi ilaçlarının da milyonlarca yan etkisi mevcut tabi. Kimisi vücutta
yaralara sebep olur, kimisi hafızayı alır götürür, kimisi dişleri mahveder,
kimi de böbreklerde taşa neden olur vs.
Biz, bir yandan nöbetlerle
uğraşırken diğer yandan yan etkileri azaltmaya çalışırken, bir taraftan da bu
hastalığın ilerlemesini durdurma çabasındayken siz şunu söylersiniz: “Senden
korkuyorum.”
Bütün bunları nasıl mı bu kadar
kesin söylüyorum? İlk epilepsi ilacını dört yaşında içmeye başladım. Ve şu an
yirmi altı yaşındayım. Düşünün ki gezdiğim hastaneler, inanmaya çalıştığım
doktorlar, medet umduğum ilaçlar herhalde buradan Jüpiter’e yol olur.
Ben şimdi hastalığımla dalga
geçecek kadar alıştım bu duruma. Ama her arkadaşım benim gibi değil.
Hastalığını saklayan bir sürü insan var. Hem “darağacı suratlı toplum” yüzünden
hem işsiz hem de arkadaşsız kalmamak için…
Mart ayı, epilepsi için önemli.
26 Mart Günü (Mor Gün) Epilepsi Farkındalık Günü olarak geçiyor. Amaç, o gün
mor giyinip epilepsiye en azından bir gün olsun daha fazla dikkat çekebilmek.
Neden mor tercih edilmiş? Çünkü mor renk “yalnızlığı” temsil ediyor.
Yazı boyunca özellikle “siz-biz”
ayrımına gittim. Çünkü sizin bakış açınız bize karşı bu. Hâlbuki bir hastalık
yüzünden “sizli bizli” olmak yerine insan olmayı tercih edebilirsiniz.
Hadi şimdi Google’dan olsun
epilepsiyi araştırın. Biz “öcü” değiliz, bunu da unutmayın…