Var olmak, cehenneme dönüşüyordu. Ahlakî duruşların yok olma
mevsimlerini yaşıyorduk âdeta. İyiliktanımaz insanların gölgesinde kavruluyordu
bütün güzellikler…
Dünya işlerinin iyi gitmediği her yönüyle ortadayken tanıdı
kadın, adamı. Soylu davranışların etkilerinden sıkıldığı anlarda mucizevî
konuşmalarda buldu hep adamın bakışlarını.
Girdaplarda boğulmaya yüz tuttuğu zamanlarda bütün dışsal
nesnelerden uzak durup adamla konuşmak isterdi kadın. Ne var ki adam, kendini
kadının ruhu zannetmeye başlamıştı.
Kadın, adama yalnız kalmak istediğini haykırsa da adam bunu
görmezden geliyordu. Hatta artık adam, o kadar tuhaf davranışlara bürünmüştü ki
kadın onu tanıyamıyor, ona aslını hatırlatmaya çalışıyordu. Resmen, “kim kimi
temizlerse” oyunu oynuyorlardı.
Taze fikirlerine karşılık adamla çatışma hâlinde olan kadın,
artık bundan çok sıkılmıştı.
Nasıl ki zamanında adamla görüşmek için can atıyorsa şimdi
de görüşmemek için bahaneler bulmaya çalışıyordu.
Bir gün adam, kadına “Gökkuşağı gibi kadınsın.” dedi. Kadın
da aklına ilk geleni söyledi: “Sen siyah seversin ama…”
Her şey bir cümleyle sona ermişti.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder