7.02.2016

İstisna

Var olmak, cehenneme dönüşüyordu. Ahlakî duruşların yok olma mevsimlerini yaşıyorduk âdeta. İyiliktanımaz insanların gölgesinde kavruluyordu bütün güzellikler…

Dünya işlerinin iyi gitmediği her yönüyle ortadayken tanıdı kadın, adamı. Soylu davranışların etkilerinden sıkıldığı anlarda mucizevî konuşmalarda buldu hep adamın bakışlarını.

Girdaplarda boğulmaya yüz tuttuğu zamanlarda bütün dışsal nesnelerden uzak durup adamla konuşmak isterdi kadın. Ne var ki adam, kendini kadının ruhu zannetmeye başlamıştı.

Kadın, adama yalnız kalmak istediğini haykırsa da adam bunu görmezden geliyordu. Hatta artık adam, o kadar tuhaf davranışlara bürünmüştü ki kadın onu tanıyamıyor, ona aslını hatırlatmaya çalışıyordu. Resmen, “kim kimi temizlerse” oyunu oynuyorlardı.

Taze fikirlerine karşılık adamla çatışma hâlinde olan kadın, artık bundan çok sıkılmıştı.

Nasıl ki zamanında adamla görüşmek için can atıyorsa şimdi de görüşmemek için bahaneler bulmaya çalışıyordu.

Bir gün adam, kadına “Gökkuşağı gibi kadınsın.” dedi. Kadın da aklına ilk geleni söyledi: “Sen siyah seversin ama…”


Her şey bir cümleyle sona ermişti. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder