Ozan ile ben mahalledeki İtimat Fırını’nın önünde kardan adam yapmaya bayılırdık. Kar topu o zamanlar hiç kimseye “kötü” gelmiyordu. Benim kırmızı berem, Ozan’ın ise kahverengi beresi vardı. Mahallenin en güzel ve en büyük kardan adamını yapana dek içeri girmezdik. İçeri girer girmez de sobanın başına geçer, hem ısınır hem masal kitapları okurduk. Okurken de masala göre hayaller kurardık. Dolunaya merdivenle tırmandığımızı düşünerek bir çocukluk geçirdik. Birbirimizden hiç kopmadık. Ben öyle olsun istedim daha çok. Ozan, sevgilisinden ayrılsa gelip dizime yatıp ağlardı ama ertesi gün “Nasılsın?” mesajıma görüldü atardı. Ailesiyle tartışsa araya ben girerdim de barışılırdı. Şu an yöneticisi olduğu firma için iş görüşmesini ben ayarladım ve onu iyi bir yönetici olacağına ikna ettim ama o, işe girdikten sonra dönüp bir teşekkür bile etmedi.
Dün onunla buluştuğumuzda benim kıyafetim kırmızıydı, onunki kahverengi. Ona dolunayı gösterdim ve dedim ki: “Kendine yeni bir hava yastığı bulmalısın. Bir kaza olmadıkça hava yastığının varlığı dahi unutulur. Hâlbuki hava yastığı önemlidir, yaralanmalardan bile korur.” Sonra koşarak uzaklaştım ve mis gibi bir uyku çektim. Bembeyaz bir sabaha uyandım. Yağan kar, beynimdeki her şeyi bile örtmüştü. Eski mahalleye gittim, baktım ki “İtimat” Fırını’nın yerine “yabancı” isimle bir “oyun” salonu açmışlar. Esnafın biri “Cama kar topu atmayın.” yazmış. Çocuklar kar yağıyor diye evlere saklanmış.
“Bazı şeylerin değişmesini dırduramıyorız.” diye düşündüm, “İnsan, hava yastığı olmalıymış ama sadece kendi kendine. Yoksa yaralanmalar varabiliyor ölümlere.”
Ellerimi ceplerime sokup yürüdüm.