29.10.2022

Saçma

Yolum bir gün denizkestanelerinin memleketine düşsün isterdim ama yetiştiğim coğrafya gereği çöle alışığım. Karşıma çenesi güzel bir erkek çıksa söyleyeceği her yalana da inanırım. Bunlar hem küvete hapsedilmiş bir denizkızı 🧜🏼‍♀️ oluşumdan hem de o küvetin bile paslı durmasından kaynaklı. 

Sabah kalkınca ilk işim hava durumuna bakmak oluyor. Keşke insanların da durumlarına bakabilseydik. “Baktım, bunun canı eğlence istiyor, ben ciddi ilişki. Bunun havası beni bozar, üşütür hasta olurum.” deyip evden çıkmasaydık. O gönül evimizden… Yoksa insanlarla karşılıklı sevgi alışverişi dünyadaki en büyük AVM’lerin temeli. Yoksa hava hep güzel ama gök açık olunca kötü kâbuslar görüyor insan. Arkamda binbir ejderhalar diyarını bırakıp da uçarım yoksa. 

Orman perilerinin evlerinde oturup aylaklık ettikleri bu mevsimleri sevmiyorum. O dal senin bu yaprak benim gezebilsinler istiyorum. Evlerine sığınıp gidişleri görmezden gelmek zorunda kaldıkları bir mevsim bu. Gerçi insan da öyle yapıyor: Mezarlıktan döner dönmez -kendinden giden daha yerine varmadan- kıymalı pide bekleyenlere bu gidişi görmezden gelme çabası nedeniyle katlanıyor. Mesela yabancı bir şehirde aniden tek başına bırakılabiliyor insan ve onu tek başına bırakan her kimse sonra dönüp de bir “Nasılsın?” bile demeyebiliyor. Öyle bir anda da bu gidişi görmezden gelmek için kendine sığınıyor insan. Bu mevsimin de geçeceğini biliyor. Baharlara inandığı için yaşayabiliyor. Takvime bakıyor “Şükür, kıştan bir gün daha bitti.” diye şafaklar sayıyor. Hâlbuki bahar da sadece döngüsel olduğu için geliyor yoksa kimsenin hayatını güzelleştirme gibi bir derdi yok. Doğadaki bu döngüselliğe, her şeyin geçeceğine dair olan yaşama tarzına uyum sağlamaktan başka çare de kalmıyor. Keşke insan, doğadan bu kadar kopmasaydı. Sonuçta hiçbir beyaz tütü giymiş bir anne kedi, yılbaşı şapkası yapma derdinde değil. İnsan ise her şey olsun, daha fazla olsun derken özünü yitiriyor ve sevgisizlik bataklığına düşüveriyor. İşte, o bataklığa sinek olanlardan da uzak durmak gerekiyor. Hepsi bu. 

Gökten üç elma düşse hepsi de benim olur, yalnızlığım boyumu aşıyor.  

15.10.2022

Bitpazarı

          Yıllık iznimin son günlerini “öylesine”harcamaya karar vermiştim. “Şehir dışına çıkmıyor musun, hayret!” demişlerdi. Hâlbuki zaten kafam çok uzaklarda olduğu için izne çıkıyordum.

          İznin ilk  gününde uzun zamandır yapamadığım bir şeyi yapmak istedim: yürüyüş. Kulaklıklarımı takıp kendimi müziğin refakatçiliğinde yürüyüşe çıkardım. Midem hafiften bulanıyordu. Bir an durup kendimi her şeye çok yabancı hissettim. Ben neydim? Burası “dünya” dedikleri bitpazarı mıydı? Kimin canı kaç kuruşa satılıyordu burada? Benim değerimi kim belirliyordu da bir şeylere katlanamayan midem artık tepki veriyordu? 


          Nefes alabilme umuduyla havaya baktım, sonra da toprağa ve suya. Son kullanma tarihi geçmiş cemreler zehirlemiş gibiydi onları da. Döndüm kendime baktım, hızlandı adımlarım. Büyük fırtınalardan sonra her şeyi yeni yeni sütliman kıvama getirdiğimi hatırladım. Şimdi ise bana değerimin altında paha biçmeye çalışan biri için bütün berrak sularım bulanıklaşmıştı. Bunu fark edince acizliğime inanamadım. Kar boran bir kıştan sonra bile doğanın cemrelere nasıl yöneldiğini, kışların nasıl bittiğini, bunun için doğanın kendini kahretmeyip sadece beklediğini hatırladım. İşte o an, midemin bulantısı geçmişti. Canımın değerini kendim belirlemeliydim ve ilk iş olarak bitpazarından elimi ayağımı çektim. 

Kim bilir, belki de ben sadece korunması gereken müzelik bir eserdim? 🤷🏻‍♀️