15.10.2022

Bitpazarı

          Yıllık iznimin son günlerini “öylesine”harcamaya karar vermiştim. “Şehir dışına çıkmıyor musun, hayret!” demişlerdi. Hâlbuki zaten kafam çok uzaklarda olduğu için izne çıkıyordum.

          İznin ilk  gününde uzun zamandır yapamadığım bir şeyi yapmak istedim: yürüyüş. Kulaklıklarımı takıp kendimi müziğin refakatçiliğinde yürüyüşe çıkardım. Midem hafiften bulanıyordu. Bir an durup kendimi her şeye çok yabancı hissettim. Ben neydim? Burası “dünya” dedikleri bitpazarı mıydı? Kimin canı kaç kuruşa satılıyordu burada? Benim değerimi kim belirliyordu da bir şeylere katlanamayan midem artık tepki veriyordu? 


          Nefes alabilme umuduyla havaya baktım, sonra da toprağa ve suya. Son kullanma tarihi geçmiş cemreler zehirlemiş gibiydi onları da. Döndüm kendime baktım, hızlandı adımlarım. Büyük fırtınalardan sonra her şeyi yeni yeni sütliman kıvama getirdiğimi hatırladım. Şimdi ise bana değerimin altında paha biçmeye çalışan biri için bütün berrak sularım bulanıklaşmıştı. Bunu fark edince acizliğime inanamadım. Kar boran bir kıştan sonra bile doğanın cemrelere nasıl yöneldiğini, kışların nasıl bittiğini, bunun için doğanın kendini kahretmeyip sadece beklediğini hatırladım. İşte o an, midemin bulantısı geçmişti. Canımın değerini kendim belirlemeliydim ve ilk iş olarak bitpazarından elimi ayağımı çektim. 

Kim bilir, belki de ben sadece korunması gereken müzelik bir eserdim? 🤷🏻‍♀️ 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder