22.10.2020

Neymiş?

 Neymiş? Deliymişim... 


35 yaşındaki insana doğum günü hediyesi olarak oyuncak yollamak delilikse illaki deliyim. Sevdiğini hiç çekinmeden söylemek, söyledikten sonra da yan çizmemek, sevdiği için fedakârlık yapmak, cebindeki son parayı kitaba harcamak, insanlardan çok hayvanlarla konuşmak, gülerken bile için için ağlamak, insanlara güvenmeye çalışmak, günde 250 sayfa kitap okumak, müziksiz yapamamak, kraldan az kralcı olmak, çevresindekileri gülümsetmeye çalışmak, onlar mutluysa mutlu olmak, gençler için huzurevi projesi beklemek, sırf konuşmuş olmak için konuşmamak, renkli giyinmek, birini sevmediğinde seviyormuş gibi yapmamak, ismine inat yaşamak, kalbi beynin önüne koymak, koyu renk ruju kendine yakıştırmak, kimseyle küs olmamaya çalışmak, şehrinin takımlarını desteklemek delilikse evet, deliyim.


“Yazın üç sütun üstüne...” 



Gül Düşlem deliliğe devam ediyor hâlâ. :) 





Ezginin Günlüğü-Gemi

Y/Ç (OK)

Çilekeş - Y.O.K. 



Kimsenin ayıracak zamanı yok. 

Kimsenin gülümseyecek hâli yok. 

Kimsenin harcayacak parası yok. 

Kimsenin kurtaracak sevdiği yok. 

Kimsenin sevgi dolu bakışları yok. 

Kimsenin vefadan anladığı yok. 

Kimsenin empati yaptığı yok. 

Kimsenin saygı duyduğu yok. 

Kimsenin iyilikten anladığı yok. 

Kimsenin kibar davrandığı yok. 

Kimsenin söyleyecek şarkısı yok. 

Kimsenin haykıracak gerçekleri yok. 

Kimsenin uykusunu aldığı yok. 

Kimsenin sevgisini verdiği yok. 

Kimsenin onulur yaraları yok. 

Kimsenin derdinin dermanı yok. 

Kimsenin incitmekten korktuğu yok. 

Kimsenin çalışkanlıktan haberi yok. 



Yok ile çok arasındaki fark sadece bir harf. 

 

Fuzulî’nin dediği gibi: 

Derd çok hem-derd yok düşmen kavî tâli' zebûn.” 




6.10.2020

Yazarım Adını

 Nereden geldiğini ilk başta anlamadığım bir sızı... Bir ağrı... Bir acı... Sanırım hepsinin karışımı... 

Deli gibi oradan oraya koşuyorum. Bir telaş, bir telaş... Ne yapacağımı bilemiyorum. Nefes desen alamıyorum, dikkatimi başka yöne çekemiyorum. “Şuram acıyor.” diyebilsem ona göre bir doktora falan giderim belki. Ne yapacağımı düşünürken çare meğer çok yakınımdaymış. Seninle karşılaştığım zaman gülümsediğinde o acının hafiflemesinden anladım dermanın sende olduğunu. Dert de sendin işte... 

Tanımıyordum aslında seni. Tanımıyor oluşuma rağmen bu hâle gelişimden utandım. Aşktı bu, sonra eğdiğim kafamı yukarı kaldırdım. Hissettiklerimi sana anlattım. Bakışlarının güzelliğini benim gibi görsen beni anlardın. 

Sonuç olarak... Anlamadın. Hem kapıyı tamamen kapatmadın hem de hayatında bana yer açamadın. Aldandım mı? Belki de... Gördüğünde hâlâ eksik etmediğin gülümsemen ve yerli yersiz iltifatların duruyor cebimde. Onları da ileride “Ne salakmışım!” deyip gülmek için saklarım. Ama şimdi diyebiliyorum işte, “Şuram acıyor.” diye... 




 Unutabilmek gerek bazen ağlamadan

Ne yeni bir aşk avutur bizi
Ne de geçmişin izi
Kabullenmek gerek bazen yenilgiyi ” 

3.10.2020

Apartman Serisi


 Ekinci Apartmanı’nın hemen bitişiğindeki de “Gül” Apartmanı’ymış meğer. Zaten “Gül”ler hep böyle olmadık yerde biterler. Birilerinin sırtını dayadığı ama kendi sırtını ayazlara kaptıran kişilerdir Güller. Para lazımsa Gül bulur, düzeltilecek metin mi var Gül hâlleder, yalnız kalınmak istenilmiyorsa Gül herkesin yanında olur. Ama Gül’ün parasının olup olmadığını kimse sormaz. Üniversitedeyken bile en yakınlarından dahi para isteyememiştir Gül. Başkalarının kelime başına para koparacağı redaksiyon işlerini yapmıştır da kitap basılınca görmüştür adının hiç önemsenmediğini. Gül bazen kendini kör kuyularda hisseder de kimse bir “Nasılsın?” demez ona. Üstelik bütün bu salaklıklar silsilesi içinde bir de Gül’ü karamsarlıkla suçlayıp ona neşeli olmasını öğütlerler. Hâlbuki Gül, birini sevse bile sevdiğine bin pişman edilmiştir de artık kimselere bir şey anlatamaz. İşte tam da o apartman gibi dikildiği günden beri depremlere karşı dimdik duruşu, dünyanın sonuna güvendiğindendir. Kendi de bir gün yıkılacaktır elbet ama düşen ilk taş kendinden değil, onun destekleyip de Hint kumaşı hâline getirdiklerindendir.