Özgürlüğüne düşkün olanların hikâyesidir bu.
Doğduğu andan itibaren pisliğe bulaşanların,
Sorulsaydı eğer, yaşamı seçmeyecek olanların,
Komşunun ağacından erik çalmamışların,
Hiç çocukluk arkadaşı olmayanların,
Hastane kokusuyla dolup taşanların,
Öğretmeninin gözünde haksız sayılanların,
Matematiğe kafası basmayanların,
Çocuk yaştayken en sevdiğini toprağa koyanların,
Dünyaya mor pencereden bakanların,
Doğduğu güne lanet okuyanların,
Aynı hatayı defalarca yapanların,
Kalabalıklar içinde yalnız kalanların,
Arkadaş ortamlarında hep dışlananların,
Konuşmadan yazanların,
Sevgilisi tarafından aldatılanların,
Nişan yüzüğünü parmağından fırlatanların,
Yukarı giden yürüyen merdivende aşağıya inmeye çalışanların
Yani köksüz, bağsız, kimseyi önemsemeden yaşamaya alışanların tarifesidir bu.
Diğerleri için yazacak bir sözümüz mevcut değilse eğer, bu, yaralarımızdandır.
Bize de güneş doğar sabahları, ama dünyayı durduramadığımızdan her gün geceye varır.
29.09.2015
27.09.2015
Ninni
21.yüzyılda 21 sayısının hanımeli kokan tarafındayım.
Telefonum çaldığı an, heyecanla açtım. Ve bayram etti kulaklarım. Daha önceden herkese söylenen şarkıların sahibi olan bir ses, kendinden emin havasıyla o an sadece beni selamlıyordu. Kalbimin boğazıma dek geldiğini hissetmiştim ki ninniye başladı.
Vakur tonda, melodilerin büyüleyici havasıyla ninniyi söylerken bana, yıldızlar düştü avuçlarıma. Huzurun ne demek olduğunu hatırladım bir anda. İlk kez birine ninni söylüyor gibi değildi hiç. Müzik denen kavramın güzelliğine şükrettim defalarca. Gözlerimin dolduğunu pek fark ettirmedim. Sevgisizlikten kuruyan gönlümü nemlendirmişti o ses tonu adeta. Her çaresizliğe devadır bu ses ömür boyunca.
Bir şiir geçti aklımdan telefonu kapatınca, Ümit Yaşar ne güzel diyordu:
Özledim sesini ne olur konuş
Bir gül açtır zamanların ötesinden
Karanlıklar içindeyim, kapkarayım bugün gel
Gök mavisinden, deniz mavisinden
Bana bir şarkı söyle
İçimde bir şey kımıldıyor
Gözlerim kan çanağı, yorgunum, uykusuzum
Bir baksana ne haldeyim deli divane
Yaralıyım, çaresizim umutsuzum
Bana bir şarkı söyle
Yağmur ol yağ üstüme, güneş ol ısıt
Dökül karanlığıma ışıklar gibi
Al beni, en uzaklara götür
Sesin aksın içimde bir pınar gibi
Bana bir şarkı söyle
Bütün renkleri kat birbirine
Buram buram bir turuncu getir geçen yazdan
Bir tüy gibi, bir bahar dalı gibi
Hafiften, inceden, güzelden, en beyazdan
Bana bir şarkı söyle
Bazan kar nasıl hazin yağar bilirsin
Kurşuni bir gökyüzünden ağlamaklı
İşte öyleyim, kapkarayım bugün gel
En hüzünlü sesinle, en dokunaklı
Bana bir şarkı söyle
Bir gül açtır zamanların ötesinden
Karanlıklar içindeyim, kapkarayım bugün gel
Gök mavisinden, deniz mavisinden
Bana bir şarkı söyle
İçimde bir şey kımıldıyor
Gözlerim kan çanağı, yorgunum, uykusuzum
Bir baksana ne haldeyim deli divane
Yaralıyım, çaresizim umutsuzum
Bana bir şarkı söyle
Yağmur ol yağ üstüme, güneş ol ısıt
Dökül karanlığıma ışıklar gibi
Al beni, en uzaklara götür
Sesin aksın içimde bir pınar gibi
Bana bir şarkı söyle
Bütün renkleri kat birbirine
Buram buram bir turuncu getir geçen yazdan
Bir tüy gibi, bir bahar dalı gibi
Hafiften, inceden, güzelden, en beyazdan
Bana bir şarkı söyle
Bazan kar nasıl hazin yağar bilirsin
Kurşuni bir gökyüzünden ağlamaklı
İşte öyleyim, kapkarayım bugün gel
En hüzünlü sesinle, en dokunaklı
Bana bir şarkı söyle
Daha ne denir ki böyle bir güzel yüreğe... :)
26.09.2015
Aay
Bir Ayasofya gezisinde pencereden başımı gökyüzüne çevirip bakmıştım umutla yarınlara. O zamanlar sen vardın yanımda ve ben çok mutluydum o anda. Sonrasında kahrolacağımı bilseydim eğer, o pencereden özgürlüğe uçardım, kalmazdım seninle bir dakika. Ama işte, insan illa ki aldanıyor ya "aşk"a!
Şimdi oturmuş sana yazıyorsam eğer, kendini değerli sanma. Satırlar karalayabiliyorum nihayetinde çöp kutusuna.
Düşününce ne kadar salak olduğumu anlıyorum. Sen okulunu bitiresin diye gördüğün derslerle ilgili sayfalarca ders notu bulup onları çıkartıp sonra da tek tek dosyalara koymuştum mesela. Halbuki kendim için bile yapmadım hayatımda böyle bir şeyi. Başkaları sevgililerine yapıyorlar mı bu tarz şeyler, inan umrumda değil. Çünkü sen gittin ya, dört senenin içine edip, kendini serkeş hayata, beni yalnızlığa itip gittin ya hani, hem de normal şekilde de değil, aldattın da sonra üste çıktın ya hani, ben o günden sonra sayende hastalığımın zirve yapışını seyrettim. Nöbetler geldi art arda. Doktor "Neye üzüldün yine?" demeye alıştı bana.
Bunların yanı sıra, güven denen duygunun zerresi kalmadı kimseye karşı. Şu an hayatıma girecek insana güvenemezsem, seni bulur onun da ahı.
En olmadık insana güvenmişim demek. Halbuki tam dört sene bekledim, sevgiden anlarsın diye. Saygı duyarsın en azından benim sevgime dedim. Sen beni bırakınca, arkadaşların, kuzenlerin bile aynı cümleyi kurdular bana: "Senin gibisini bulamaz, başkalarıyla takılıyordu ama." O an, şükrettim aslında senden kurtulduğuma. İyi ki, dedim, iyi ki defolup gitmiş başkalarına.
Bir insanın böyle düşünmesi ne acı. Birinin gittiğine sevinmek ne kadar aşağılayıcı.
Seni unutmamak da değil bu aslında. Sevmiyorum tabi ki asla. Sadece bir şarkı yüzünden kabardı öfkem. Geçsin diye yazıyorum işte şimdi. Diyor ya Umay Umay,"Bir şarkı duydum,kalbim acıdı." O kadar işte.
Hani, Ayasofya'nın duvarlarını kazıdılar da alttan başka işlemeler, resimler çıktı ya, hani Ayasofya gördüğü bütün savaşlara rağmen asaletiyle hâlâ dimdik ayakta ya, işte ben de öyleyim zira. Kalbimi kazıyorum arada, ne yazık ki sen çıkıyorsun belli belirsiz. Boşver, ben acılarımla güzelim, acılarla temiz.
Şimdi oturmuş sana yazıyorsam eğer, kendini değerli sanma. Satırlar karalayabiliyorum nihayetinde çöp kutusuna.
Düşününce ne kadar salak olduğumu anlıyorum. Sen okulunu bitiresin diye gördüğün derslerle ilgili sayfalarca ders notu bulup onları çıkartıp sonra da tek tek dosyalara koymuştum mesela. Halbuki kendim için bile yapmadım hayatımda böyle bir şeyi. Başkaları sevgililerine yapıyorlar mı bu tarz şeyler, inan umrumda değil. Çünkü sen gittin ya, dört senenin içine edip, kendini serkeş hayata, beni yalnızlığa itip gittin ya hani, hem de normal şekilde de değil, aldattın da sonra üste çıktın ya hani, ben o günden sonra sayende hastalığımın zirve yapışını seyrettim. Nöbetler geldi art arda. Doktor "Neye üzüldün yine?" demeye alıştı bana.
Bunların yanı sıra, güven denen duygunun zerresi kalmadı kimseye karşı. Şu an hayatıma girecek insana güvenemezsem, seni bulur onun da ahı.
En olmadık insana güvenmişim demek. Halbuki tam dört sene bekledim, sevgiden anlarsın diye. Saygı duyarsın en azından benim sevgime dedim. Sen beni bırakınca, arkadaşların, kuzenlerin bile aynı cümleyi kurdular bana: "Senin gibisini bulamaz, başkalarıyla takılıyordu ama." O an, şükrettim aslında senden kurtulduğuma. İyi ki, dedim, iyi ki defolup gitmiş başkalarına.
Bir insanın böyle düşünmesi ne acı. Birinin gittiğine sevinmek ne kadar aşağılayıcı.
Seni unutmamak da değil bu aslında. Sevmiyorum tabi ki asla. Sadece bir şarkı yüzünden kabardı öfkem. Geçsin diye yazıyorum işte şimdi. Diyor ya Umay Umay,"Bir şarkı duydum,kalbim acıdı." O kadar işte.
Hani, Ayasofya'nın duvarlarını kazıdılar da alttan başka işlemeler, resimler çıktı ya, hani Ayasofya gördüğü bütün savaşlara rağmen asaletiyle hâlâ dimdik ayakta ya, işte ben de öyleyim zira. Kalbimi kazıyorum arada, ne yazık ki sen çıkıyorsun belli belirsiz. Boşver, ben acılarımla güzelim, acılarla temiz.
23.09.2015
Metafor
Bir sonbahar akşamında buz kesti yüreğim. Sıradan aşk parçalarının yok eden özelliği değildi bu. Sadece kendi kendime düşündüklerimdi.
Defalarca görüşmüştük oysa önceden. Defalarca gülümsemişti sohbet esnasında bana gözlerin. Hiç fark etmemişim. Hiç fark ettirmemişsin.
Ama bu akşam, ses tonundaki huzura teslim oldum sana belli etmeden. Neden ilk kez böyle oluyordu bilmem. Düşünmüyorum da çok, kör kütük bir aşk da değil öyle, sadece bir anlık hayaller bunlar belki inceden. Seninle,yanında olacak insanın şansını kıskanıyorum şimdiden. Sükûta değil söze altın değerini katıyordu her kelimen.
Biraz boşvermiş tavrın, her konudaki sabrın ile birleşiyordu. Hayatın sana getirdiği onca acıya rağmen mistik bir havadaydı gülümsemen.
En güzeli de yüreğinin berraklığıyla yüzünün eşleşmesiydi. Bir insan ancak bu kadar iyi niyetli olabilirdi.
Hiç kendini kasmadan, kahvemden içişinle büyüye kapıldım ben. Masada bir tek sen kahve içmiyorsun diye "İçer misin?" dediğim an elimdeki bardağa masum bir çocuk gibi kafanı uzatışın, hayatta hâlâ nefes almaya değer bir şeyler olduğunun ispatıydı.
Senin aklından bunların hiçbirinin geçmediğini biliyorum. Dedim ya, hayranlık dolu bir ruh hâli benimkisi de. Senin bunlardan haberin olmayacak kesinlikle.
Bir daha ne zaman görüşeceğiz kim bilir... Ama hayatın sana bıraktığı ağırlıklara rağmen öyle gülümsüyor olman, şu dünyanın dönmesine sebeptir.
Bu şarkı eşlik etmeli.
Defalarca görüşmüştük oysa önceden. Defalarca gülümsemişti sohbet esnasında bana gözlerin. Hiç fark etmemişim. Hiç fark ettirmemişsin.
Ama bu akşam, ses tonundaki huzura teslim oldum sana belli etmeden. Neden ilk kez böyle oluyordu bilmem. Düşünmüyorum da çok, kör kütük bir aşk da değil öyle, sadece bir anlık hayaller bunlar belki inceden. Seninle,yanında olacak insanın şansını kıskanıyorum şimdiden. Sükûta değil söze altın değerini katıyordu her kelimen.
Biraz boşvermiş tavrın, her konudaki sabrın ile birleşiyordu. Hayatın sana getirdiği onca acıya rağmen mistik bir havadaydı gülümsemen.
En güzeli de yüreğinin berraklığıyla yüzünün eşleşmesiydi. Bir insan ancak bu kadar iyi niyetli olabilirdi.
Hiç kendini kasmadan, kahvemden içişinle büyüye kapıldım ben. Masada bir tek sen kahve içmiyorsun diye "İçer misin?" dediğim an elimdeki bardağa masum bir çocuk gibi kafanı uzatışın, hayatta hâlâ nefes almaya değer bir şeyler olduğunun ispatıydı.
Senin aklından bunların hiçbirinin geçmediğini biliyorum. Dedim ya, hayranlık dolu bir ruh hâli benimkisi de. Senin bunlardan haberin olmayacak kesinlikle.
Bir daha ne zaman görüşeceğiz kim bilir... Ama hayatın sana bıraktığı ağırlıklara rağmen öyle gülümsüyor olman, şu dünyanın dönmesine sebeptir.
Bu şarkı eşlik etmeli.
Kısacık
Gitmelerden bahsetsem dilim eskir. Gülümseyerek geçiştiriyorum artık bu yüzden ayrılıkları. Gary Moore dinlerken gözlerim Ay'da takılı.
Çok uğraşırdım önceden, kahvem şekerli olsun derken. Şimdi şekersiz içiyorum kahveyi de dahil. Anlıyor musun ki nasıl bıktığımı?
Sağlıklı düşler kurmak istiyorum. Günde üç kez düşlerimi fırçalıyorum. Ama hastalıkların genetik olarak geçtiğini unutmuşum. Aileye bakınca kronik olarak mutsuzum.
Aileden geçen bir şey de saçların dalgalı olması. Saçlarım şekil almazlardı hiç. Bütün uğraşlarım boşa giderdi. Gittim kısacık kestirdim ben de saçlarımı. Anlıyor musun ki canımın nasıl yandığını?
22.09.2015
Soru
Değmiyor be!
Kimse için sözcüklerimi eskittiğime değmiyor. Lakin yine ağlıyorum işte kendini bilmezlerin nasipsizliklerini öderken.
Ah be Tanrım! İnsanları geçtim, ama sana hiç mi yaranamadım? Bu kadar mı insan olmayı başaramadım?
Tırnaklarımı bile yemiyorum artık. Sıkıntım o derece büyüdü. Kafayı yiyorum onun yerine. Daha temiz oluyor böylece.
Zaten sinir sisteminde mevcut bulunan sevgili hastalığım, zihnimi allak bulak ediyor.
Anladım ki şu hayatta güzellik hiçbir durumda beş para etmiyor. Çirkinlere güveniyor herkes, güzelsen eğer, her türlü kötülüğün sebebi sen oluyorsun insanların gözünde.
Uzak kalayım cümlesinden deyip sosyal medya hesabını kapatıyorsun,bu kez de telefondan döşüyorlar mesajlarını: "Sildin herhalde bizi!" gibisinden makyajlı imalar geliyor kafana. Halbuki o mesajı atan insan hasta olduğunda günlerce ağlamıştın sen ya!
Şimdi hiçbiri senin yanında olmuyor. Sen hep öcüsün, kötüsün, karanlıksın onlara göre. Olmasınlar yanında, ona da eyvallah da, neden zehirlemeye çalışıyorlar ki seni her fırsatta?
Neşeli hikâyeler yazacağım bir gün ben de aslında.
Kimse için sözcüklerimi eskittiğime değmiyor. Lakin yine ağlıyorum işte kendini bilmezlerin nasipsizliklerini öderken.
Ah be Tanrım! İnsanları geçtim, ama sana hiç mi yaranamadım? Bu kadar mı insan olmayı başaramadım?
Tırnaklarımı bile yemiyorum artık. Sıkıntım o derece büyüdü. Kafayı yiyorum onun yerine. Daha temiz oluyor böylece.
Zaten sinir sisteminde mevcut bulunan sevgili hastalığım, zihnimi allak bulak ediyor.
Anladım ki şu hayatta güzellik hiçbir durumda beş para etmiyor. Çirkinlere güveniyor herkes, güzelsen eğer, her türlü kötülüğün sebebi sen oluyorsun insanların gözünde.
Uzak kalayım cümlesinden deyip sosyal medya hesabını kapatıyorsun,bu kez de telefondan döşüyorlar mesajlarını: "Sildin herhalde bizi!" gibisinden makyajlı imalar geliyor kafana. Halbuki o mesajı atan insan hasta olduğunda günlerce ağlamıştın sen ya!
Şimdi hiçbiri senin yanında olmuyor. Sen hep öcüsün, kötüsün, karanlıksın onlara göre. Olmasınlar yanında, ona da eyvallah da, neden zehirlemeye çalışıyorlar ki seni her fırsatta?
Neşeli hikâyeler yazacağım bir gün ben de aslında.
21.09.2015
Fark
Bu yüz bana çok aşina geliyor. Gözleri sanki yanardağdan azat olmuş lav gibi, sıcak ve kızıl. Ağlamış yine belli ki. Yanarım bile o gözlerde. Hiç düşünmem. Önceden de böyle mi düşünüyordum acaba? Ah,bir hatırlasam bu yüzün aidiyetini. Kaşları seyrek, sanki kurşun kalemle çizilmiş de silgiyle hafifçe silinmiş gibi. Ama şekilli, kendinden emin. Alnındaki çizgiler altını kalın kalın çizmiş, alnına yazılan yazının karalığını. Hele o burnu yok mu! Bu dünyadaki oksijen tarlasından payını almaya çekinircesine korka korka nefes alıp veriyor. Burnuna yerleştirdiği hızma, zarifliği ince ince dokuyor akıllara. Yüzü ne çok keskin ne çok yuvarlak... Tıpkı kalbi gibi, usulca sallanan bir salıncak!
Aman Allah'ım, hatırlamak zorundayım...
Şenlikli dudaklarına ise ne renk sürse yakışır, ama en iyi de kırmızıyı taşır.
Dün kimdi bu? Yarın kim olacak peki? Ha... Hatırlıyor gibiyim sanki.
Nasıl da fark edememişim şu an toplamaya çalıştığımı, aynadaki benliğimi...
Aman Allah'ım, hatırlamak zorundayım...
Şenlikli dudaklarına ise ne renk sürse yakışır, ama en iyi de kırmızıyı taşır.
Dün kimdi bu? Yarın kim olacak peki? Ha... Hatırlıyor gibiyim sanki.
Nasıl da fark edememişim şu an toplamaya çalıştığımı, aynadaki benliğimi...
19.09.2015
Makidene
Herkes karşısındakine düşüncelerinin hesabını soruyor Stephan. "Bu film çok saçma." diyen birine "Neden?" diye sorulan zamanlardayız.
Bütün insanlar aynı makineden çıkmış gibi olmak zorunda. Farklı olursan göze çarparsın ve yavaş yavaş öldürürler seni sonunda.
Saçını mor yaparsın, acayip gelir insanlara. Bir tarafın kendini hiç ettiği evliliklere inanmadığını söylesen, gözlerini açıp dik dik bakarlar. Hele bir de ezilenden yana çıkarsa sesin, önce şeytanmışsın gibi taşlarlar, sonra da sanki kötü bir şeymiş gibi "deli"ye çıkarırlar adını.
Deli olmak kötü bir şey mi Stephan? Boyama yaparken Galata Kulesi'ni mora boyamak delilik mi? Yolda yürürken kedi-köpeklerle konuşmak çılgınca mı?
Doğarsın bu dünyaya tesadüfen. Önce ağlamanı, sonra da gülmeni beklerler. Verdikleri her şeyi yemeni, önce "anne" demeni sonra tuvaletini söylemeni, koşmanı, arkadaş edinmeni, matematikte başarılı olmanı, yarışmanı, kazanmanı, iyi iş sahibi olmanı, tutumlu olmanı, her sabah 9'da işe gidip akşam 5'te işten çıkmanı, işi garanti olan biriyle evlenmeni, çocuk yapmanı vs. beklerler de hiç sormazlar "Ne istiyorsun, neyin var?" diye. Ama öldüğünde "İyi bilirdik." derler.
Tabi ki iyi bilecekler seni! Çünkü toplumun beklentisini tamamladın. Çünkü dünyadaki görevin buydu. Çünkü insan değildin ama yaşadığın toplumun mekanik bir parçasıydın! İyi bilmezler mi hiç?
Her şey kötüye gidiyor Stephan. Uçaklar gökyüzünde uçuyor da insanın ruhu kirli düşüncelerde hapsoluyor, bir türlü kurtulamıyor ...
Bütün insanlar aynı makineden çıkmış gibi olmak zorunda. Farklı olursan göze çarparsın ve yavaş yavaş öldürürler seni sonunda.
Saçını mor yaparsın, acayip gelir insanlara. Bir tarafın kendini hiç ettiği evliliklere inanmadığını söylesen, gözlerini açıp dik dik bakarlar. Hele bir de ezilenden yana çıkarsa sesin, önce şeytanmışsın gibi taşlarlar, sonra da sanki kötü bir şeymiş gibi "deli"ye çıkarırlar adını.
Deli olmak kötü bir şey mi Stephan? Boyama yaparken Galata Kulesi'ni mora boyamak delilik mi? Yolda yürürken kedi-köpeklerle konuşmak çılgınca mı?
Doğarsın bu dünyaya tesadüfen. Önce ağlamanı, sonra da gülmeni beklerler. Verdikleri her şeyi yemeni, önce "anne" demeni sonra tuvaletini söylemeni, koşmanı, arkadaş edinmeni, matematikte başarılı olmanı, yarışmanı, kazanmanı, iyi iş sahibi olmanı, tutumlu olmanı, her sabah 9'da işe gidip akşam 5'te işten çıkmanı, işi garanti olan biriyle evlenmeni, çocuk yapmanı vs. beklerler de hiç sormazlar "Ne istiyorsun, neyin var?" diye. Ama öldüğünde "İyi bilirdik." derler.
Tabi ki iyi bilecekler seni! Çünkü toplumun beklentisini tamamladın. Çünkü dünyadaki görevin buydu. Çünkü insan değildin ama yaşadığın toplumun mekanik bir parçasıydın! İyi bilmezler mi hiç?
Her şey kötüye gidiyor Stephan. Uçaklar gökyüzünde uçuyor da insanın ruhu kirli düşüncelerde hapsoluyor, bir türlü kurtulamıyor ...
18.09.2015
Eylül Güzellemesi
Arabeskleşen ruhuma
Çıtkırıldım sevdalar yaraşıyor da
Denk gelmiyorum hiç
Yürekleri sağlam temelli olan adamlara
İstiyor ki çoğu
13.havari olayım etrafında.
Diyemiyorsun ki yüzüne açıkça,
"Benzemiyorsun hiç İsa'ya!"
Suskun şarkılar dolanıyor sonra dilime,
Aşkın felsefesi yok ki okuyup anlayayım zaman içinde.
Yarım kalan mektupları tamamlasam bile,
Bu trajik zamanlarda artık aşk benim neyime?
Çıtkırıldım sevdalar yaraşıyor da
Denk gelmiyorum hiç
Yürekleri sağlam temelli olan adamlara
İstiyor ki çoğu
13.havari olayım etrafında.
Diyemiyorsun ki yüzüne açıkça,
"Benzemiyorsun hiç İsa'ya!"
Suskun şarkılar dolanıyor sonra dilime,
Aşkın felsefesi yok ki okuyup anlayayım zaman içinde.
Yarım kalan mektupları tamamlasam bile,
Bu trajik zamanlarda artık aşk benim neyime?
Geç 2
Geç 1 için http://duslervezindan.blogspot.com.tr/2014_11_01_archive.html
Bir insanı öldüğünde tanımak yeterince kötü hissettiriyor.
Bugün yokluğunla öğrendim varlığını Gurur. Gülüşünle tanışamadım hiç, ses tonunu bilmiyorum mesela. Anlıyorum seni ama. Anlıyorum. Çünkü epilepsi nöbeti geçirirken balkondan düşmekle yitirmişsin hayatını. Bu çağda hâlâ milattan önceden kalmış bir hastalık yüzünden yitiriyorlarsa insanlar gençliklerini, tıptan bahsetmek çok da iç açıcı olmuyor hani. Her nöbet sonrasında "Bu kez de kendime geldim, acaba düşerken neremi çarptım, dilim soluk borusunu tıkamamış neyse ki..." gibi düşünceler sararken beynimi, nöbet sonrasında başka bir dünyada uyanmak nasıl yabancı bir histir bilemiyorum Gurur.
Tam da bir yarışma için "hastalık" konulu kompozisyon yazıyordum. Hâlbuki bu hastalıkla bizler ölmek için yarışıyoruz âdeta.
Umarım öbür dünyada epilepsi hastaları için ayrılmış özel bir bölüm vardır da "Gurur" duyarız belki,
Ömer'e de selamlarımı iletirsin...
Bir insanı öldüğünde tanımak yeterince kötü hissettiriyor.
Bugün yokluğunla öğrendim varlığını Gurur. Gülüşünle tanışamadım hiç, ses tonunu bilmiyorum mesela. Anlıyorum seni ama. Anlıyorum. Çünkü epilepsi nöbeti geçirirken balkondan düşmekle yitirmişsin hayatını. Bu çağda hâlâ milattan önceden kalmış bir hastalık yüzünden yitiriyorlarsa insanlar gençliklerini, tıptan bahsetmek çok da iç açıcı olmuyor hani. Her nöbet sonrasında "Bu kez de kendime geldim, acaba düşerken neremi çarptım, dilim soluk borusunu tıkamamış neyse ki..." gibi düşünceler sararken beynimi, nöbet sonrasında başka bir dünyada uyanmak nasıl yabancı bir histir bilemiyorum Gurur.
Tam da bir yarışma için "hastalık" konulu kompozisyon yazıyordum. Hâlbuki bu hastalıkla bizler ölmek için yarışıyoruz âdeta.
Umarım öbür dünyada epilepsi hastaları için ayrılmış özel bir bölüm vardır da "Gurur" duyarız belki,
Ömer'e de selamlarımı iletirsin...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
