10.04.2016

... Ve

... Ve artık hiçbir şey insanca değil. Aynı sözlerden çok sıkıldım. Aynı yüzlerden tiksinmeye başladım. Kişisel olmasa bile aynı muhabbetlerden haz almamaya başladım. Aslında tek beklediğim, biri beni anlasın. Kabul etsin olduğum gibi, kendi mahkemelerinde beni yargılayıp hüküm vermesin hakkımda. Bir gün de değer verdiğim birileri durduk yere bana trip yapmak yerine "Nasılsın?" desinler ya da. Çok şey... Günümüzün lağıma yaraşır ilişkilerinde bunları bekliyor olmam çok saçma.
Acı insanı yakıyor, eritiyor ve daha hızlı düşünmesini sağlıyor. Ben de bana acı çektiren insandan uzaklaşmam gerektiğini daha kısa sürede algılayabiliyorum artık. 
Hissettiğim tek şey acı zaten. Diğer duyguları tamamen unuttum. Birine yaklaşırken acaba dostum mu aşkım mı bilmiyorum. Sadece karşımdaki insana bilerek zarar vermeme amacı güdüyorum. Onun dışında kör kütük aşık olduğum, dostlukla mutlu olduğum zamanlar çok geride kaldı. Şu dünyada sadece yemek yerken mutluyum. Çünkü yemek yerken harcadığım çabanın karşılığını kısa sürede karnımın doymasıyla alıyorum. Bir işe yarıyor en azından çabam. Bir gün tokluk hissini de yitirirsem hiç  gülmeyeceğim muhtemelen. 
Toplumu düşündüğüm yok. Kendimi de düşünmüyorum. İnsanlığın en lanet zamanlarından birini yaşadığını düşündüğüm bu dönemde, işsizken ve yalnızken dünya üzerinde, vahşi bir hayvan gibiyim en çok. Nasıl ki ben durduk yere kimseyi üzmüyorsam, onlar da beni üzmesinler. Artık kimsenin yapılan iyilikten anladığı yok. Fedakârlıkları, sanki senin görevinmiş gibi üstüne yıkıyorlar. İyi bir şey yapsan, kendileri kötü olduğu için seni de kötü niyetli zannediyorlar. Onların hatalarını görmezden gelsen, seni salak zannnediyorlar. 
Nietzsche bu dönemde yaşasa muhtemelen üstüninsan aramayı bırakır, Dostoyevski'nin bahsettiği bütün suçlar cezasız kalır, Cemal Süreya hiç aşk şiiri yazmazdı. Zaten bunca basitliği anlatmak için sözlerini harcamazlardı. 
Şimdi herkes, şeytanî gururlarını alıp mağaralarına çekilebilir. Nihayetinde insanı öldüren her zaman en çok sevdikleridir. 

3.04.2016

Üç

Ben şarkının sözlerini ezberlemişim, şarkının nasıl hüzün içerdiğinin, ağlatarak bitiren nağmelerin farkındayım. İstiyorum ki sen fısılda bu şarkıyı kulaklarıma. Yoksa dans edemem ki kapılıp bu şarkının havasına. Kendi kendime dans etmekten yoruldum, senin de bana eşlik edeceğini bilsem hiç durmadan döner durur, şarkının ritmine ayak uydururum. Ama senin kulağına hoş gelmiyor bu şarkı, biliyorum.
İşte böyle oluyor tek taraflı sevmek. Her gün kendine soruyorsun "Gerçekten seviyor muyum?" diye, cevap belli: "Evet." Sevmenin hiçbir işe yaramadığını fark ettiğin an dev gibi hüzünler oturuyor yüreğine. Söylesen, hayatından komple gidecek. Söylemesen, her gece ağlamaktan küfleniyor yüreğin. En büyük ikilem de bu hayatta: "Tek taraflı sevmek mi yoksa tamamen kaybetmek mi?" Göze alamıyor insan tamamen kaybetmeyi. "Usul usul severim daha iyi." diyorsun. Ta ki o insan bir başkasıyla birlikte olana kadar. Çamura bulanıyor bütün sevdan o anda. Temizleyecek ne gücün var ne de inancın. Sevgisizlikten öylesine yorulmuşsun ki ağlamak bile kâr etmiyor içine edilen sevgilere. Sen sevdiğin insanın saçlarını okşamayı bile çok görürken kendine,  başkaları harcıyor sevdiğinin yüreğini bozuk para niyetine. Sabretmek girer mi burada devreye? Sabretsen bir gün anlar mı sevdiğin seni ve karşında olmaktansa yanında olur mu feleğin çemberinde? Meçhul.
Uzaktan sevmenin acısıyla yansa da yüreğin, hiç görmemektense sevgini saklamayı tercih edersin. Sadece seversin...