"Hey, Teacher, leave those kids alone!
" diyerek büyüyen biri olduğumdan mı bilmiyorum gidip öğretmen oldum.
:)
Pink Floyd, her
zaman bir sığınaktı hayatımın her döneminde. Ne kadar küçükken başladım
dinlemeye bilmiyorum ama Pink Floyd'la beni tanıştıran ilk kimse bana en büyük
iyiliği yapmış olmalı.
Sığınak dedim,
çünkü kaçmak istedim hep hastahane kokularından, EEG sonuçlarından, düzenli
olarak almak zorunda olduğum ilaçlardan... Epilepsi, hayatımda yokmuş gibi
göründüğü anlarda bile hep varmış, bunu altı yıl önce tekrar anladım. Bu hayat
sürecinde, müzikti hep beni ayakta tutan. İnsanların yüzlerini görmek istemediğim
zamanlarda, kulaklığımı takıp
" Goodbye,
cruel world,
I'm leaving you
today.
Goodbye, goodbye, goodbye. “ dinleyerek dünyayı adımladığım çok zaman olmuştur.
Goodbye, goodbye, goodbye. “ dinleyerek dünyayı adımladığım çok zaman olmuştur.
Hayatın tanımını
sorduklarında hep şöyle derim yıllardır:
Bir kumsaldayım.
Şehir alev alev yanıyor. Bütün insanlar kumsala sıkışmış. Bir taraf ateş, diğer
taraf su. Kimse bir yere gidemiyor. Ama kimsenin de umrunda değil bu. Görmezlikten
geliyorlar. Ben, kendi çabalarımla derme çatma bir sal yapıyorum ve denize
açılıyorum. Düşüncem şu: Başka bir kara olmalı. Bu dünyada ya da değil ama
başka bir kara parçası var olmalı! Ulaşır mıyım bilmiyorum karaya ama en
azından bir şeyler yapmış olacağım kendi adıma. O eleştirdiğim diğerleri gibi
hayat güllük gülistanlıkmış gibi davranmayacağım. Acıkma, susama yok bu yolda.
Sadece bir amaç var. Ve ben bu yolda ölebilirim de, çünkü martı Jonahtan gibi
benim ruhum, hep daha ileriye!
Benim için
hayatın tanımı böyleyken geldi Pink Floyd’un The Endless River albümü. Kapak
fotoğrafına baktığımda “Yok artık!” dedim, çünkü benim yukarıda yazdığım hayat
tanımını görselleştirmişlerdi âdeta.
Bundan da öte
şöyle bir durum var şimdi: Neo Beat oluşumunu hep desteklemişimdir çünkü o
bahsettikleri “yaşam coşkusu” hep
çekici ve olması gerektiği gibi gelmiştir. Bu güzel arkadaşlar bir de
epilepsiye olan bakış açılarını “Epilepsi, ruhun
bedenin sınırlarının ötesine geçme iradesinin dışa vurumudur.” diye tanımladıkları
an, iyice kendilerini bana sevdirmişlerdir. Şimdi, 5 Aralık’ta bir Underground
ArtFest düzenliyorlar. Epilepsiye de dikkat çekecekler. Onun afişine baktım da ne gördüm dersiniz? Pink Floyd’un The
Endless River albümünün kapağından yola çıkmışlar.
Durdum bir an.
Sonra oturdum
ağladım.
Utanmasam “İyi
ki epileptiğim.” diyecektim.
Hayat tanımım,
Pink Floyd, epilepsi, Neo Beat… Hepsi bir arada.
O zaman dans!
Ian Curtis
edasıyla!

