26.11.2015

Ne O ?

"Hey, Teacher, leave those kids alone! " diyerek büyüyen biri olduğumdan mı bilmiyorum gidip öğretmen oldum. :) 
Pink Floyd, her zaman bir sığınaktı hayatımın her döneminde. Ne kadar küçükken başladım dinlemeye bilmiyorum ama Pink Floyd'la beni tanıştıran ilk kimse bana en büyük iyiliği yapmış olmalı. 
Sığınak dedim, çünkü kaçmak istedim hep hastahane kokularından, EEG sonuçlarından, düzenli olarak almak zorunda olduğum ilaçlardan... Epilepsi, hayatımda yokmuş gibi göründüğü anlarda bile hep varmış, bunu altı yıl önce tekrar anladım. Bu hayat sürecinde, müzikti hep beni ayakta tutan. İnsanların yüzlerini görmek istemediğim zamanlarda, kulaklığımı takıp
" Goodbye, cruel world, 
I'm leaving you today.
Goodbye, goodbye, goodbye. “  dinleyerek dünyayı adımladığım çok zaman olmuştur.
Hayatın tanımını sorduklarında hep şöyle derim yıllardır:

Bir kumsaldayım. Şehir alev alev yanıyor. Bütün insanlar kumsala sıkışmış. Bir taraf ateş, diğer taraf su. Kimse bir yere gidemiyor. Ama kimsenin de umrunda değil bu. Görmezlikten geliyorlar. Ben, kendi çabalarımla derme çatma bir sal yapıyorum ve denize açılıyorum. Düşüncem şu: Başka bir kara olmalı. Bu dünyada ya da değil ama başka bir kara parçası var olmalı! Ulaşır mıyım bilmiyorum karaya ama en azından bir şeyler yapmış olacağım kendi adıma. O eleştirdiğim diğerleri gibi hayat güllük gülistanlıkmış gibi davranmayacağım. Acıkma, susama yok bu yolda. Sadece bir amaç var. Ve ben bu yolda ölebilirim de, çünkü martı Jonahtan gibi benim ruhum, hep daha ileriye!


Benim için hayatın tanımı böyleyken geldi Pink Floyd’un The Endless River albümü. Kapak fotoğrafına baktığımda “Yok artık!” dedim, çünkü benim yukarıda yazdığım hayat tanımını görselleştirmişlerdi âdeta.

Bundan da öte şöyle bir durum var şimdi: Neo Beat oluşumunu hep desteklemişimdir çünkü o bahsettikleri “yaşam coşkusu” hep çekici ve olması gerektiği gibi gelmiştir. Bu güzel arkadaşlar bir de epilepsiye olan bakış açılarını “Epilepsi, ruhun bedenin sınırlarının ötesine geçme iradesinin dışa vurumudur.” diye tanımladıkları an, iyice kendilerini bana sevdirmişlerdir. Şimdi, 5 Aralık’ta bir Underground ArtFest düzenliyorlar. Epilepsiye de dikkat çekecekler.  Onun afişine baktım da ne gördüm dersiniz? Pink Floyd’un The Endless River albümünün kapağından yola çıkmışlar.

Durdum bir an.
Sonra oturdum ağladım.
Utanmasam “İyi ki epileptiğim.” diyecektim.

Hayat tanımım, Pink Floyd, epilepsi, Neo Beat… Hepsi bir arada.

O zaman dans!

Ian Curtis edasıyla! 

24.11.2015

Atanamayanlar 2

Öğretmenler gördüm bugün okul çıkışlarında,
Ellerinde çiçek demetleri, hediye paketleri…
Gülümsedim mecburen dünyaya
Ama hep aynı soru aklımda:
Ben neden onlardan değilim ki?
Diplomam duruyor evde,dosya arasında
Eğitim fakültesinden mezunuz ya
Öğretmen diyorlar sıfatımıza lafta
Herkesin sorduğu soru:
Atanamadın mı sen daha?
Bu sene beşinci kez gireceğim sınava
Başka üniversiteye başlasaydım mezuniyetten bu yana
Çoktan mezun olmuştum aslında.
Mesleğimi yapmak için değiştirdiğim şehirler,
Hak etmediğim maaşlar,
Hastayken bile çalıştırıldığım günler
Şahittir benim mesleğime olan aşkıma.
Ama bunlar kimin umrunda?
İki sene dershaneye gittim kursa,
Belki atanırım umuduyla.
Yazık oldu verdiğim paralara.
Ben mezun olmuşum okuldan zamanında
Neden benim işim hazır değil?
Neden kimse, “Öğretmen olma.”demedi zamanında?
Öğretmenler Günü bugün
Hani, neden yok öğrenciler etrafımda?
Mesleğimi yapamıyorum ömrümün en güzel çağında
Psikolojim de bozuluyor evde oturdukça
Peki bunların hesabını kim verecek her iki dünyada da?

On altı yıllık emek boşuna…
Gidip genel kültür çalışayım bari biraz daha.

 Ya da kısaca, "simit sat, onurlu yaşa..." 

23.11.2015

Öğretmenler Günü

Bugün Öğretmenler Günü. Ben 25 yaşındayım ve üç senedir bir şeyler öğreniyorum şu hayatta. Senin sayende o da. Hayatıma girdiğin zamanlarda kendini böyle sevdireceğini düşünmezdim hiç. Derdim ki “Çok şey öğrendim şu yaşımda.” Öyle olmuyormuş o işler. J
Önceleri, bir insanı uyurken seyretmenin güzelliğini keşfettim. Doyulmaz mı hiçbir insana bakmaya? Saatlerce seni seyrettim uykunda, sen yeter ki yalnızlığa hiç bulaşma. Kokun sonra… Cennetten bir köşkü andırıyor adeta. Sana özel verilmiş olmalı o koku. Oksijenden kıymetli olmasının başka açıklaması olamaz ya…
Bana ilk gülüşünle hayat aşılandı damarlarıma. Bana kızarak bakman bile bambaşka bir mutluluk oysa. İnsanın bir erkeği herkesten kıskanmasını anlamazdım, büyük konuşmuşum oldukça. Şimdi, biri sana bir şey söylemek istese, bir arkadaşın seninle “kavgaşıyor” olsa canımdan can kopuyor. “Kapat gözlerini, kimse görmesin, yalnız benim için bak yeşil yeşil…” diyor hani şarkıda, işte öyle bir sevda…
Seni üzene bile kötülükle karşılık vermiyor olman, insanlığının kanıtıdır. Gözlerin doluyor ve içine atıyorsun bütün fırtınaları. Bir oyuncak için şiddete başvuran diğerleri gibi olmuyorsun asla. Seni sevene de sevgini nasıl göstereceğini şaşırıyorsun, kâh gülerek kâh güzel sözlerinle mutlu ediyorsun onları. Muhtaç olduğumuz insanlık, senin damarlarındaki kanda saklı…
Senin sayende her defasında sabretmeyi, gülümsemeyi, hiçbir şey olmamış gibi davranmayı, insanları üzmemek gerektiğini öğreniyorum ben. Sensin beni baştan var eden.
Adının “Muhammed” kısmının bütün hoşgörüsünü taşıyorsun, adını yaşatıyorsun. Sayende benim de adım yaşıyor, yüzüm “Gül”ümsemelerle doluyor.
Sen bana “asker arkadaşım” dedin, “iki kardeş olalım” dedin ve hepsinden de önemlisi kendiliğinden bana “anne” dedin.
Ben teyze olmanın anne yarısı olmak olduğunu ilk seninle öğrendim…


Öğretmenler Günümüz kutlu olsun çocuk. J

13.11.2015

Döngü

Dünyaya karşı tepkimi
Dudaklarımı ısırarak veriyorum
Tuzlu her şeye düşman oluyorum sonra
Suçlu benim işte bu oyunda da
Büyürken
Ya "cıs" dendi, hiç konuşulmadı bir şeyler hakkında
Ya da masalların biteceği anlatıldı ama hep iyi sonla
Artık, süt içecek kadar değiştim
Anlatmak, eskilerde kalan bir deyim
Günahlara girerken hiçbir şeyin farkında değildim
Kimsenin beni sevmemesidir bütün nedenim
Ancak bunu hiç düşünmediklerini iyi bilirim

Hangi yemeği yediğimin
Üstümde ne olduğunun
Saçımın şeklinin
Hiçbir önemi yok şimdi.

Ağlamayı bile unuttum, öyle şeyler yaşadım ki

Anladım, evlilikler sahte gülümsemeler üzerine kurulurmuş
Ve bütün sevgiler bir varmış da sonra hiç yokmuş...



7.11.2015

Cinsi, Cibiliyeti

Doğan her gün biraz daha yük olarak biniyor omuzlarıma. Yüreğime sonsuz kombine bilet almış acılar sanki, hiçbir maçı kaçırmıyorlar.
Dünyada o kadar savaş varken neden benim bulunduğum tarafa düşmüyor bombalar?
Böyle kepaze bir hayatı kim arzular?
Sadece bir kitap almak istiyorum, o bile sorun yaratıyor yakın çevremde.
Çünkü bu sene çalışmıyorum, oturuyorum ya evde.
Diyorlar ki bir de para önemli değil bilmem ne...
Seni aşağılık bir zavallı olarak görüyor kendi ailen bile.
Sürekli bir bastırma duygusu, sürekli kendine ya da toplumun çoğunluğuna benzetme çabası... İşte anne baba olmanın tanımı.
Bu yüzden anne olmayacağım hiç. Olur da kendimi tutamayıp çocuğumu topluma benzememekle suçlarım... O zaman ne anlamı kalır "anne" kavramının?
Kimsem yok. Kimse de bunun farkında değil. Herkes yanımda zannediyor kendisini ama kimse yanımda değil.
Olmasın kimse, derdim de bu değil. Ama beni suçlamasın, uzak dursun dedikçe akbaba suretleriyle geçiyorlar önüme.

Sevmiyorum kimseyi. Hiç. Bir gram bile.