29.08.2022

Ayçiçeği


Şimdi sen,yaşadığın onca hayal kırıklığıyla ve sevgisizlikle cezalandırılmaya çalışılmakla oturuyorsun o dükkânın önünde. Dükkân, rengarenk hediyelik eşyalarla dolu. Sana ise griden bozma bir ayrılık, biraz depresyon, kırık dökük bir hayat layık görüyorlar. Ağlıyorsun, uzaklaşmak istiyorsun ama ayağa kalkacak mecalin kalmamış. “Çarçur edilen birkaç ay alt tarafı…” diye düşünmeye çalışıyorsun ama sinir sistemin bir kelimeyi dahi kaldıracak hâlde değil. O dükkânın önünde mıhlanmış gibi oturuyorsun. Yaklaşık bin gün… Bu oturuşun hiç kimseyle ilgisi yok kendinden başka. Kendi kendine Pamuk Prenses’in üvey annesi olmuşsun da elmayı ellerinle sunmuşsun. O günden beri de birinin gelip seni öperek ayıltmasını bekliyorsun.

Devranı değiştirmen için geldim. Önceden orada seninle oturduğum için geç kaldım, özür dilerim. Bazen yanında sessizce oturmamak gerekiyormuş. Bazen o yükün gitmesi için uzaklaşmak şartmış. Ben, kaldırıma geçtim ve oradan sesleniyorum sana, beni duysana! Dikkatini çekmeyi zor da olsa başardım. Bunun için çok çabaladım. Gel yanıma, gel ki dükkânın nasıl yerle bir olacağını izleyelim birlikte.

Bak, sana kötü bir anı sunan o dükkân nasıl da yerle bir oluyor, görüyor musun? Yakınında ne varsa hepsi yerle bir oluyor. Enkaza dönüyor o kiralık sevgiler. Bir sokak yukarıda kocaman bir ayçiçeği tarlası var,  oraya gidip ayçiçekleri ile birlikte yüzümüzü güneşe dönmeye ne dersin? Sonra da eve gideriz, uzun zamandır hasret olduğun yere. Mor bir şalım var, sana veririm. Sıcak bir bitki çayı da yaparım ki sakinleşesin. Artık adını bile hatırlamadığın kişilerden kalan her ne varsa kepçelerle çöplüğe götürülüyor. Sen ise güvenli bir evdesin artık. Kendini yok sayıp başkalarına koşturduğun zamanlar geçti. Hayatın boyunca babanın sana gösterdiği şefkati ben de gösterebilirim sana, hiç değilse saçını okşarım yalnız hissettiğin zamanlarda. Ayılmak için bir başkasına ihtiyacın olmadığını anladın, ben buradayım sevgili Gül. Yaşayacağın çağların en güzeli hep bizimle olacak, ayçiçekleri de hep gülümseyecek sana. 

23.08.2022

Figüran

 Bana diyorlar ki “Evlensene hem anne olmayacak mısın?” 

Anneliği bilmem ama ben baba oldum. Kendi kendimin babasıyım 1,5 senedir. Nasıl leş bir his olduğunu anlatamam ama yakın örnekler verebilirim:  Acı kabak çekirdeği yemişim de ağzımdan tadı gitmiyor gibi bir his, ayak serçe parmağım sehpalara gelmiş gibi bir his ya da. 

Uyanığım ama uyanıkken de karabasan yapışır mı insana? Bu babalık rolü de öyle yapışıyor bana. En mutlu olduğum anda bile “yetimlik” aklıma gelince bir fena oluyorum. İnsan kaç yaşında olursa olsun yetimlik zor müesseseymiş. Belki de başkasından şefkat beklememek için kendi kendimin babası oldum. 

Artık her yemeğin yanında çiğ sarımsak yiyebilir, zencefil ve zerdeçalı yakınlarda bulundurur, sevmediklerime surat asabilir, herkesin yardımına koşabilir, beni paramparça etseler dahi kan bağı var düşüncesiyle affedici olabilir, hızlı konuşup hızlı yürüyebilirim. Babam gibi tıpkı. Çünkü bunların boşluğu var şu an. Kimse yapmıyorsa birinin yapması gerekiyor. Çünkü bana babamın gidişine alışmak çok zor geliyor. Ben artık baba oldum, her yürek kırgınlığında kendi başımı okşar dururum. 

9.08.2022

Bulimia

 Tarihi çok net hatırlıyorum: 1 Nisan Pazartesi. Yılın artık bir önemi yok, yıllandıkça güzel olan hiçbir şey yok çünkü. “Neden?” sorusunun cevabına ulaşamayışım götürdü beni o yola. Cümlelerim gibi kalbim de devrikti artık. Zayıflamam gerekiyordu, o zamana dek boşuna taşıdığım bütün ağırlıklardan kurtulmam gerekiyordu. “Gençsin eritirsin.” diyorlardı, “Önünde daha çok zaman var.” cümlesinin ardından. Gençken edinilen ağırlıkların faturasının yaşlılıkta çıktığını bilmiyorlar mıydı? Hayatın bir avunma arenası olması beni daha çok üzüyordu. O 1 Nisan günü çok ağladım, üzüldüm. Kendimi sorguladım “Nerede yanlış yapıyorum?” dedim. En sevdiğim Kesmeşeker albümünü bile başkasına verecek kadar gitti kafam. Hüzünlü çalma listeleri hazırladım anında. Diyete başlamak için en uygun günmüş pazartesi ya, peki bitirmenin günü var mıydı? Keşke bunu da söyleselerdi. Eğer diyete soktuğum bedenim olsaydı şimdi Gülşen’le yarışırdım. Ben ise yine bir şeyleri yanlış anlamışım: Kalbimi diyete soktum o pazartesi. Sevda diyeti. 

Terk edilmenin ardından bunun en doğru karar olduğuna kanaat getirdim. Ben bu hayata tat almak için gelmemiştim, “iki adet biletimi attım yere” ve kalbimi bütün ağırlıklardan kurtarma çabasına girdim. Gençtim ama eritilmiyordu acılar öyle hemen. Demek ki kalbime hâkim olmalıydım, kaçmalıydım. Böyle uzun süreceğini tahmin etmemiştim, kendime de şaşırıyorum. Keşke yine kalbimi oburlaştıracak bir sevdaya kapılabilseydim. Bir deri bir kemik kaldı kalbim. Vitaminsiz kaldı hatta bulimiaya yakalandı. Belki de dünya tarihinde ilk kez bir pazartesi günü başlayan diyet, başarıya ulaştı. Lakin olmaz ki sevgisizliğin de bu kadarı…