Tarihi çok net hatırlıyorum: 1 Nisan Pazartesi. Yılın artık bir önemi yok, yıllandıkça güzel olan hiçbir şey yok çünkü. “Neden?” sorusunun cevabına ulaşamayışım götürdü beni o yola. Cümlelerim gibi kalbim de devrikti artık. Zayıflamam gerekiyordu, o zamana dek boşuna taşıdığım bütün ağırlıklardan kurtulmam gerekiyordu. “Gençsin eritirsin.” diyorlardı, “Önünde daha çok zaman var.” cümlesinin ardından. Gençken edinilen ağırlıkların faturasının yaşlılıkta çıktığını bilmiyorlar mıydı? Hayatın bir avunma arenası olması beni daha çok üzüyordu. O 1 Nisan günü çok ağladım, üzüldüm. Kendimi sorguladım “Nerede yanlış yapıyorum?” dedim. En sevdiğim Kesmeşeker albümünü bile başkasına verecek kadar gitti kafam. Hüzünlü çalma listeleri hazırladım anında. Diyete başlamak için en uygun günmüş pazartesi ya, peki bitirmenin günü var mıydı? Keşke bunu da söyleselerdi. Eğer diyete soktuğum bedenim olsaydı şimdi Gülşen’le yarışırdım. Ben ise yine bir şeyleri yanlış anlamışım: Kalbimi diyete soktum o pazartesi. Sevda diyeti.
Terk edilmenin ardından bunun en doğru karar olduğuna kanaat getirdim. Ben bu hayata tat almak için gelmemiştim, “iki adet biletimi attım yere” ve kalbimi bütün ağırlıklardan kurtarma çabasına girdim. Gençtim ama eritilmiyordu acılar öyle hemen. Demek ki kalbime hâkim olmalıydım, kaçmalıydım. Böyle uzun süreceğini tahmin etmemiştim, kendime de şaşırıyorum. Keşke yine kalbimi oburlaştıracak bir sevdaya kapılabilseydim. Bir deri bir kemik kaldı kalbim. Vitaminsiz kaldı hatta bulimiaya yakalandı. Belki de dünya tarihinde ilk kez bir pazartesi günü başlayan diyet, başarıya ulaştı. Lakin olmaz ki sevgisizliğin de bu kadarı…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder