Ne zamandır hastaydın . Ve ben duaları uç uca ekleyip
gönderiyordum sana. Elimden bu geliyordu. Daha fazlasını yapamadım, bağışla.
Okudum seni satır satır. Kahraman bildim, canım sıkıldığı anlarda. Bizim, öyle
Superman gibi yapma kahramanlara ihtiyacımız yoktu, olmadı tarih boyunca.
Dehaları, kurtarıcıları kendi bağrımızdan çıkarabildik yüyıllarca. Sen de
onlardan biriydin. Soğuk tavırlardan üşüdüğüm zamanlarda seni okuyup Adana’nın
sıcakkanlı havasını ensemde hissederim.
Lakin şu an, şu gün, şu 28 Şubat denilen gün, gittin. “O
güzel atlara binip gittin.” Gitme diyemezdim, yüzüm yoktu çünkü. Çünkü seni
okuduğum hâlde belki de beklediğin gibi biri değildim. Bu kötü dünyaya
yaraşmayacak kadar doğru sözlü ve merttin. Gitme diyemezdim, çünkü normalde
senin kitaplarını bulamadığımız kitapçılarda, hasta olduğunda kitaplarının en
ön raflara dizildiğine şahitlik ettim. Gittiğinde, “Aa Yaşar Kemal zaten
ölmemiş miydi?” diyen insanların oksijen israflarını seyrettim… Gitme diyemezdim.
Şimdiki nesle vampir kitapları hoş gelirken sosyal medya
ortamında sadece “havaları” olsun diye geçiriyorlar belki de adını. Ben,
kahroluyorum, seninle aynı zamanlarda yaşayıp, aynı sokaklardan geçip, aynı
haberleri izleyip, aynı filmlere gidip, aynı havayı teneffüs edip de kıymetini
yeterince bilemediğimiz için… İşte bu yüzden de gitme diyemezdim.
Sen, edebiyatımızın çınarısın.. Bizi affet, bizi bağışla, “Sarı
Sıcak” gülümse bize usta… “Yer Demir Gök Bakır” artık bizim için, “İnce
Memed” sen gidince “Tek Kanatlı bir Kuş” olarak kaldı, “Deniz Küstü”, “Kuşlar
Da Gitti” seninle, “Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana”… Ama bu toprağı, insanlığı
seven herkesin kalbinde her daim yerin olacak. Ve “Yaşar” her zaman “Kemal”ler döndükçe dünya…
