25 Haziran . "Kumral bir çocuğun yaz öyküsü bu."
Günlerin yavaş yavaş kısalmaya başladığı zamanlardı. Bilemedik gideceğini, gün birden geceye vardı.
"Şarkılarla geçtim aranızdan." diyorsun ya, yalan. Geçmedin ki. Gitmedin ki.
Adını duyduğumda "ah" diyebiliyorum sadece. Gözlerim doluyor istemsizce.
Aynı zamanlarda yaşayıp seni görememek de üzüyor beni. Gülüşünden nasip alamadım ki.
Ah Kazım Abi ah! Karadeniz'e yeter bu hüzün artık kıyamete kadar. Sen hep genç kalacaksın, biz de hep hasret.
Gülümsemen, artık bulutlara emanet.
24.06.2015
23.06.2015
Özgür Ol(ama)mak
Özgür olmak...
Çağımızın en çok saçmalanan konusu belki.
Kimse, kimsenin inanışına saygılı değilken, nasıl özgür olunabilir ki?
Anı olmaya meyilli bir olayı anlatayım:
Saat olmuş gecenin dördü. Bir arkadaşımla Facebook üzerinden konuşmaya başladık. Ben özellikle uyumadığımı, ezanı beklediğimi söyledim. Çünkü özellikle sabah ezanının gümbür gümbür okunuşu tüylerimi diken diken ediyor. Bunlardan bahsettim. Bahsetmez olaydım. Ezanın kafa şişiren bir saçmalık olmasından başlayıp bu devirde saat varken gereksiz olmasına, dayatma olmasına kadar konuştu arkadaş. Ben de "Senin düşüncen, bakış açısı tabi." gibilerinden geçiştirmeye çalışıyorum. Nitekim o an çok huzurluyum, bozulsun istemiyorum. Ama ben tartışmak istemedikçe üstüme gelmeye devam ediyor zat-ı muhterem. Ve dediği cümleler şunlar: "Benim düşüncem değil. Gerçek bu. Görmek istemiyorsun. Sen de toz kondurmayanlardansın."
Kahkahayı patlattım istemsizce. Yine de alttan almaya çalışarak, "Önyargılısın. Nasıl ki kilisede çan çalması normal ise, ezan da aynı şekilde. Hem tabi toz kondurmam." falan diyorum. Ben bunu deyince "tahammülsüz" dedi bana. Şaşırdım, çünkü karşımdaki sözlük açmamış biri olamazdı. Ben yine peygamber sabrıyla "Tahammülsüz olsam senin bakış açın deyip geçmem, bence sen inanan birine tahammül edemiyorsun." dedim. Arkadaş da "Genelde inananlar tahammülsüzdür." dedi. E önyargısı sabitlendi. :) Ben kendimi ifade etmeye çalışırken, tartışmak istemediğimi belirtirken tahammülsüz oldum çıktım. Hatta bir de üstüne tatlı niyetiyle herhalde "Sabitsin." dedi. "Komik." dedi. "Gül o zaman." dedim ben de. Ne diyeyim? Sensin, dedim susar belki diye.
Evet, sabitim. Çünkü bütün görüşleri, dinî kitapları okuyarak bu yolu seçtim. Sabitim, çünkü hayatımda ancak ilahi bir güçle gerçekleşecek olaylar gördüm. Ki herkesin hayatında da olur aslında, görmek isteyene.
Sabitim, çünkü Adrian'ın şarkısındaki gibi "Tanrı aslında sever hepimizi."
Arkadaşıma iyi ki ezan biter bitmez namaza durduğumu da söylemedim. :)
İşte özgürlük böyle bir şey. Nerden kısıtlanacağı belli olmuyor.
Çağımızın en çok saçmalanan konusu belki.
Kimse, kimsenin inanışına saygılı değilken, nasıl özgür olunabilir ki?
Anı olmaya meyilli bir olayı anlatayım:
Saat olmuş gecenin dördü. Bir arkadaşımla Facebook üzerinden konuşmaya başladık. Ben özellikle uyumadığımı, ezanı beklediğimi söyledim. Çünkü özellikle sabah ezanının gümbür gümbür okunuşu tüylerimi diken diken ediyor. Bunlardan bahsettim. Bahsetmez olaydım. Ezanın kafa şişiren bir saçmalık olmasından başlayıp bu devirde saat varken gereksiz olmasına, dayatma olmasına kadar konuştu arkadaş. Ben de "Senin düşüncen, bakış açısı tabi." gibilerinden geçiştirmeye çalışıyorum. Nitekim o an çok huzurluyum, bozulsun istemiyorum. Ama ben tartışmak istemedikçe üstüme gelmeye devam ediyor zat-ı muhterem. Ve dediği cümleler şunlar: "Benim düşüncem değil. Gerçek bu. Görmek istemiyorsun. Sen de toz kondurmayanlardansın."
Kahkahayı patlattım istemsizce. Yine de alttan almaya çalışarak, "Önyargılısın. Nasıl ki kilisede çan çalması normal ise, ezan da aynı şekilde. Hem tabi toz kondurmam." falan diyorum. Ben bunu deyince "tahammülsüz" dedi bana. Şaşırdım, çünkü karşımdaki sözlük açmamış biri olamazdı. Ben yine peygamber sabrıyla "Tahammülsüz olsam senin bakış açın deyip geçmem, bence sen inanan birine tahammül edemiyorsun." dedim. Arkadaş da "Genelde inananlar tahammülsüzdür." dedi. E önyargısı sabitlendi. :) Ben kendimi ifade etmeye çalışırken, tartışmak istemediğimi belirtirken tahammülsüz oldum çıktım. Hatta bir de üstüne tatlı niyetiyle herhalde "Sabitsin." dedi. "Komik." dedi. "Gül o zaman." dedim ben de. Ne diyeyim? Sensin, dedim susar belki diye.
Evet, sabitim. Çünkü bütün görüşleri, dinî kitapları okuyarak bu yolu seçtim. Sabitim, çünkü hayatımda ancak ilahi bir güçle gerçekleşecek olaylar gördüm. Ki herkesin hayatında da olur aslında, görmek isteyene.
Sabitim, çünkü Adrian'ın şarkısındaki gibi "Tanrı aslında sever hepimizi."
Arkadaşıma iyi ki ezan biter bitmez namaza durduğumu da söylemedim. :)
İşte özgürlük böyle bir şey. Nerden kısıtlanacağı belli olmuyor.
22.06.2015
KaPeSeSe
Ne yaparsam yapayım yaptıklarım hep yanlıştı diğerlerine göre. Çünkü aile denen kavramın beklentilerine uygun değildim.
Doğuştan itibaren gelen hastalıklarımla üzdüğüm yetmiyormuş gibi, davranışlarımla da herkesi hayal kırıklığına uğrattım.
Matematiği sevmedim mesela hiç. Tek taraflı baktıklarını bildiğim hâlde politik muhabbetlere girdim akrabalarla. Kızdan çok erkek arkadaşım oldu mesela. Hava karardıktan sonra dışarı çıktım ya da. Cebimdeki son parayı kitaba verdim çoğu zaman. Hayatımı kazanmak için başka şehirlere gittim. Bunlar gibi şeyler, hep "öteki" kıldı beni. Ve her türlü suçu işler yaptı insanların gözünde. Neye göre suç? Demedim.
Şimdilerdeyse KPSS'yi kazanamıyorum diye suçluyum. Devlette çalışmıyorum diye öğretmen olarak bile görmüyor beni kimse. Sanki diplomam yok benim de. KPSS yüzünden intihar edenlerin haberlerini okuyorum gazetelerde. Ve doktor soruyor: Neye üzülüyorsun? Diye her gittiğimde. KPSS' yi kazanmayana insan olarak bakmıyorlar ki bu devirde.
Önümüzdeki haftalarda yine gireceğim sınava. Kim bilir kimlerle birlikte solacak hayatım bir kez daha?
Sıradaki gözyaşı da beni hiç anlamayacak olanlara.
Doğuştan itibaren gelen hastalıklarımla üzdüğüm yetmiyormuş gibi, davranışlarımla da herkesi hayal kırıklığına uğrattım.
Matematiği sevmedim mesela hiç. Tek taraflı baktıklarını bildiğim hâlde politik muhabbetlere girdim akrabalarla. Kızdan çok erkek arkadaşım oldu mesela. Hava karardıktan sonra dışarı çıktım ya da. Cebimdeki son parayı kitaba verdim çoğu zaman. Hayatımı kazanmak için başka şehirlere gittim. Bunlar gibi şeyler, hep "öteki" kıldı beni. Ve her türlü suçu işler yaptı insanların gözünde. Neye göre suç? Demedim.
Şimdilerdeyse KPSS'yi kazanamıyorum diye suçluyum. Devlette çalışmıyorum diye öğretmen olarak bile görmüyor beni kimse. Sanki diplomam yok benim de. KPSS yüzünden intihar edenlerin haberlerini okuyorum gazetelerde. Ve doktor soruyor: Neye üzülüyorsun? Diye her gittiğimde. KPSS' yi kazanmayana insan olarak bakmıyorlar ki bu devirde.
Önümüzdeki haftalarda yine gireceğim sınava. Kim bilir kimlerle birlikte solacak hayatım bir kez daha?
Sıradaki gözyaşı da beni hiç anlamayacak olanlara.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)