29.12.2012

YEŞİLÇAM


Kadın, 40 yaşında, bej rengi tayyörünü giymiş, dudakları somurtmaktan aşağıya doğru yer edinmiş, yaşlıca bir görünümdeydi. Adam ise aynı yaşta olmalarına rağmen, kuru temizlemeciden yeni çıkmış gibi duran şık takım elbisesi, geriye doğru taranmış briyantinli saçları, şen kahkahası ve parlak rugan pabuçları ile gençlere taş çıkartacak kadar bakımlıydı. Adam, yastık kılıfından çok kadın değiştiriyordu. Kadın da sudan çok gözyaşını içiyordu. Bu yüzdendir ki kadın acılarını, adam da "aşklarını" saymayı bir yana bırakmışlardı. Ne de olsa şu anda yan yana gelmişler ve Boğaz'dan geçmeye çalışan garip yunuslara bakakalmışlardı.
Adamın kendisini suçlu hissetmesi için kadının bir tek bakışı bile yeterli oldu. Sonra adam, aslında sadece bir kişiyi sevdiğini, yıllardır unutamadığını falan anlatmaya başladı yalanvarî bir tavırla, her zamanki gibi. Kadın gülümsüyordu. Yolun yarısını artık geçmişken ne adamı suçlayacaktı ne de hâline acıyacaktı. Adamdan cüzdanını açmasını istedi. Cüzdanın içinde her zamanki gibi borç paralar, kredi kartları falan vardı. Sonra kadın, ‘Sen The World Is Mine' şarkısını söylerken, ben 'You Are Mine' şarkısını söylerdim. Sen bunu hiç fark etmemiştin. Anlaşılan hâlâ 'dünya' senin, ancak sen de hâlâ bendesin..." dedi. Adam, başını kadının omzuna yasladı, kadının da başı onunkine doğru eğildi ancak adam, kadının nabzının atmadığını yine geç kaldıktan sonra anladı ...

Mesias, 16 Mayıs'ta.


"Uzun yıllar içime biriken yağmurlarla bir amazon gibi savaşırken oldukça yorgun düşmüştüm ki karşıma çıktın sen. Sen.. Evet Mesih."
Mesih'in kurtarıcılığına inanmıştı kadın
Hak ile batılın ayrıldığını zannetmişti.
13. havarî gibi mutluydu Mesih'i bulduğunda.
"Bırakma." dedi haykırırcasına yalvaran bir tonda.
"İnandım ben sana, beni şeytandan kurtaracağına.
Sen demedin mi 'Uyma Matta'ya,
Bak çarmıha gerilen saçlarımın kırık uçlarına!'
Şimdi nasıl istersin Tanrı'dan kaldırmasını seni
Kendi huzuruna?
Hem cesaretin var mı buna?
O kadar emin misin Tanrı'yı kandıracağına?
Melekler müjde gibi getirmişlerdi oysa seni  bana.
Mesihliğini bırakıp Pilatus maskesi bürünmüş bakışlarına,
Yapma!
Ben, peygambere inanır gibi inandım sana,
Aşkına.
Gitme İsa.. "
Meryem böyle sesleniyordu İsa'nın ardından,
Magdalalı olmasa da.
Limon ağaçları tanıktı bu kutsallığa.
Meryem inanmazdı ,
Tanrı'nın kendisini İsa'dan kıskandığına..
İsa, gökyüzünde biriktirdikleri ile buluşurken,
Meryem kötü ruhlarından kurtulamamanın verdiği azapla
Açtı ellerini Tanrı'sına :
"Ben tapmadım ki Sen'den başkasına!"
Ve çekildi Marsilya'dan gelen sıcak öpüşler eşliğinde
Ölene dek  inzivaya.
Aşka elveda.

 ~~ Mayıstan Temmuza~~~~


lll


Metin Kutusu: 38Lityum tabletlerine ara verdiğim zamanlardı. Serseri mayın gibi oradan oraya kendimi atarken ne zaman patlayacağım belli olmazdı. Çenemin vidaları gevşemiş, bir "merhaba" diyene bile hayat  hikâyemi anlatır olmuştum. Kelimeleri yuvarlayış hızım, hayran olunacak derecede yüksekti ve bu durum beni daha da anlaşılmaz kılıyordu. Zaten anlaşılma gibi bir çabam da yoktu. Sen, sevgili Johnny, başkalarının nefesinde özünü bulurken, ben hâlâ senin hayalinle yaşama savaşı veriyor, Azrail'i atlatmaya çalışıyordum. Komik durumdaydım. Ancak Martın 13'ünde hiç olmadığı kadar nihilist kokardı vurgu ve tonlamalarım. Bilirdim ki senin canını sıkan ben değildim. Senin canını sıkan, bir bayanın senden daha 'insan' olmasıydı. Ellerin çamurdan yapılmıştı ve benim mermerimsi soğuğuma katlanamadın. Sana, senden de beteri lâzımdı, bataklık arayışına girip beni bıraktın. Senin yüzünden üzülmüyorum desem yalan söylüyor olurum Johnny, buna bile değmeyecek kadar kirlisin oysa. Sen de bilirsin dünyadaki tek yakışıklı erkek olmadığını. Ve eminim yakın zamanda kendin gibi biriyle el ele dolaşmayı da nasip eder Tanrı sana. O zaman en mutlu insan zannedersin kendini. Ama benim bipolar bozukluklarımda, şizofrenik sapmalarımda en az herkes kadar senin de payın var, bunu unutma.  Şimdi git, o ihanetin dövme gibi yapıştığı kollarda mutluluk oyunları oyna, benim temelini attığım binanın üstüne kaçak katlar koymaya çabala. Sonra... Sonra koy başını omzuma, ağla. Ben artık rahibe modunda, ben sadece senin sevdanda  zırvalamakta! Hadi aforoz et beni, ver endülüjansı elime, ger düşlerimi çarmıha! Acıma!  

2.Dünya Klâsikleri



Metin Kutusu: 36İri taşlar üzerinde belirdi zarif ayakkabılar,
Volanlı elbisesi kadının güzelliğini tamamlar.
Bir ipek hışırtısı, bir şapka kenarı, dev bir gelin odası…
Bunlardı adamın zihnine sızan damlalar.
Vazoda açmış menekşelerin kokusu
Adama hatırlattı genç kadının gözlerinin buğusunu.
Kendini toparlamaya çalışırken
Kadının saçlarında bir portakal çiçeği tortusu…
Kadın, adamın tatlı elma şarabı rengindeki yüzünü
Ve geniş yakalı kadife yeleğini süzdü.
“Kuşkusuz” dedi adam,
“Seni Tanrı bütün güzelliklerle ördü.” 
Kadının gözlerindeki bağ çözüldü.
Bozuldu bin bir gece masallarının büyüsü
Adam ayın şehvet ateşiyle yandığını düşünüp
Kadını öptü, öptü, öptü…

Ian'a Mektup


Metin Kutusu: 35Sevgili Ian,
Adınla seslenmek istemezdim sana. Çünkü üç harften ibaret senin adın da. Bunca zamandır adı üç harften oluşanlardan korkmak gerektiğini söylerdim. Senin hayatını ve geçirdiğin ilk nöbetin benimkinin “tıpkısının aynısı” şeklinde olduğunu öğrendiğimden beri, üç harflilerden iyice korkmaya başladım.
Seni hiçbir zaman göremeyeceğim. Ancak bilmeni isterim ki, yaşadıklarını şöhret olmadan da hissedenler var. Hastalığı “kötü ruhların eline geçmiş olmak” olarak tanımladıklarına son zamanlarda inanıyorum. Belki bunda üç harfle çağrılmamız da etkilidir ha, ne dersin?
İlk aşkı Nietzsche, ikincisi Mustafa Kemal olan ben, seni üçüncü sıraya koymak isterim, yine “üç” olsun maksat. Ama keşke pes etmek yerine direnseydin o kötü ruhlara karşı. En azından Natalie için… Hem o zaman benim gibilere verebileceğin birkaç da nasihat olurdu belki. Şimdi, senin birkaç fotoğrafın var sadece. Şarkıların dönüp duruyor beynimde. Sen görmüyorsun ama ben adı üç harfli olanı seviyorum. Her neyse. Yazarım arada böyle, kendi kendime.
“Ben” , “Eti” “Cin” seven “Gül” .
“Aşk” ve “Düş” ile… Selamlar Debbie’ye. 

Canbaz


Metin Kutusu: 30Birkaç yamalı hayal ve bakışlarımın adı lâl
İşte bunları sunuyor hüznü işleyen saatler
Ve ruhumun en berrak mevsimine saplanıyor kan kokulu gülüşler
Artık tanıyamaz kimse cesedimsi bedenimi
Yosun tutmuş kalbimi daha ne acılar bekler
Açın kapıları, sonsuzluğun yok artık bir sınırı
Aya, meleklere, beyaza hasretim
Ne inancım var artık ne de kefenim
Gece mavisi renkli düşler verin bana
Anlayamayacağınız kadar büyük bir gökyüzü yapayım
Kararmış dünyanıza
Yoksa hapsolacaksınız günahlara
Denizdeki yakamoz gibi açığa çıkmış nefretim sanki
Kangren olup hayata küstü çocuksu şenliğim
Gün ışığına özlem duyan yirmi dört saatlik bir kelebeğim
Ama yine de ölürken bile o şarkı hep dilimde:
“Tanrı ödüllendirecek bir gün beni ve kalbini,
Yanımda kal hep yüzen denizler gibi…” 

Aralık


Düş Sokağı Labirentleri


Metin Kutusu: 21Kedinin fareden kaçarkenki attığı adımın sol tarafındayım.
Sobada cayır cayır yanan odunun iç kısmındayım.
Düşmekte olan bardağın son anındayım.
Kısa film çekmek üzere deniz kıyısındayım.
Türkçe öğretmen kılavuz kitabının eskimiş kapağındayım.
Fotoğraf albümümün eskimiş sayfalarındayım.
Yüzümdeki sivilcenin canı sıkılmış beyaz başındayım.
Çok uzakta arama, aklına getirirsen yanı başındayım.
Getirmez isen kutuplarda donmaktayım.
Gözlerimin terlediği bursa yollarındayım.
Bir minicik kız çocuğunun akıttığı gözyaşının tuzundayım.
Bütün bunlara bakılırsa ben hayattayım.
Neden farkına varamamaktayım?
Sanırım kendime gelmem lâzım;
Düşler salıncaklarda sallansın.
Ne demiş Murat Çelik ve Murat Yılmazyıldırım;
Hafifçe ısırılmış bir dünyanın ucundayım.. *

Ben nerdeyim? Hangi düş benim? Sen nerdesin? Ah. Hangi roldesin?

Fantasmagorya


Seyrüseferler dolaşırken gül kokulu saçımda
Hayata yenik düşüyor ruhum
Dua saatini haber verirken çanlar
Ben koruyucu meleğimi bekliyorum
Köhne düşüncelerle doluyor şehir
Bütün sözler gereksiz, sanki bütün sevgiler zehir!
Satır başlarında kayboluyor benlikler
Tam nefes alacakken bir krampla sarsılıyor yüreğim
Her şeyi, farkında olmadığım düellolarda kaybettim
Taç yapraklı tabutlara konulan düşlerimi
Tadımlık kanlarla süsledim
Hayat bir hilebaz oldu beni sürekli kandırıp durdu
Artık mavi düşler, büyülü gülüşler tarih oldu
Geldi sonsuz olanın sonu, işte hayatın hepsi buydu.
Ölüm, sevdama prangalar sundu… 


hep..


Metin Kutusu: 14Ruhumu hiçbir zaman hapsetmeyeceğim insanların ördüğü duvarların içine. Benim inancım daha yücesine!
Ayakta kalmaya çalışan ağaç, kanatsız melek, uçurumun dibinde bir çiçek, kara kaplı bir defter, huzurevindeki bir yaşlı, tek kullanımlık bir çakmak, birazdan kaybolacak gökkuşağı gibiyim. Ama ruhumun satılmasına izin vermedim!

Hep sevgi ve düşleri bekledim…

28.12.2012

izzmir


Metin Kutusu: 13Gözlerimi kapatmadan dinlerim artık Jezebel’i.
Karşımda İzmir’in hayâsız denizi,
Sarı sokak lambaları…
Yanımda “Hani kafasında papatya olan şirin vardı ya.”
Diyerek bir şeyleri anlatmaya çalışan bir çocuk…
Artık neden Kent firması mor bonibon çıkarmıyor diye merak etmiyorum.
Sadece özlüyorum.
Ama susmam gerektiğini de biliyorum.
Artık yalnızlığımın yanındayım.
Roller değişti sanırım…

142.

      Mantığının çerçevesini cilâlamayı unutmuştu kadın. Kalbiyse bir fil gibi hantal ancak ağırbaşlıydı ve vejetaryendi.
      Bambudan yapılmış mistik terlikleriyle yürürken insanlardan gelen soğuk hava dalgasına rağmen üşümediğini anımsadı. Sonunda gözyaşı yağmurlarına tutulacağını ve kafasına sancıların yıldırım gibi düşeceğini bildiği hâlde gitti o eve, sessizce açtı kapıyı.
      İlk yaptığı, ağrı kesici içmek oldu, bir de "mutluluk hapı". Suyu içtiği bardakta çıkan ruj lekesini bu kez orada bırakmadı.
      Hem mutluydu, hem ağlamaklı. Vazodaki kuru güller, yerlerini yellere bırakmışlardı. Orada rahattı. Gitti bir şarkı açtı, mutluyken de, hüzünlenirken de ona bağıra bağıra gerçeği söyleyen sanatçıyı, Teoman'ı. Sonra anason kokusunda boğdu hıçkırıklarını. "Birkaç kalp ağrısı, birkaç imdat çağrısı…"
      Derken bir sigara yaktı. Son sigarasıydı. Terlikleri yerine bıraktı. Külleri savurdu. Işığı kapattı. Montunu aldı. Yaptığı istinasız yanlıştı, telafisi olmayan saçmalıklardı. Aldırmadı. Beyaz atlı prensi ile soğuk ve kısa süren bir yolculuğa çıktı. Bu kez ağlamadı çünkü yalın ayaktı. 
Ecza dolabına dönen midem,
Artık kaldıramıyor bazılarını
Etrafımda sinek misâli dönen.

Son zamanlarda kılık kıyafet modası kalmadı
Yeni moda, içti
ğin hapın adı!
Prozac, Atarax, Passiflora falan demode (!) olanlardandı.
Doktorların yeni gözdesi Lustral 'dı.
Adı ne olursa olsun, hepsi çekmecelerimizdeki maske sayılarını ço
ğalttı.
Böyle gülen yüzlü bardaklar bastırıp doktorlara promosyon aya
ğına sattı.

Ne de olsa içince gülmemek için bir sebep kalmazdı!
Bunlar, "mutluluk hapları"ydı !

Üzülenler, terk edilenler, aldatılan bahtsız bedevîler,
" Yak bi sigara daha. " diyenler,
Tercih etmeli Lustral'ı.
Ne de olsa muhtaç oldu
ğumuz kudret, damarlarımızda gezinen anti-depresanlarda saklıydı!

" Bilek Kesenler: Bir Aşk Hikâyesi."


"İşte sana bir sır, çok basit bir şey: İnsan yalnız yüreğiyle doğruyu görebilir. Asıl görülmesi gerekeni gözler göremez."
"Asıl görülmesi gerekeni gözler göremez," diye yineledi küçük prens; unutmamalıydı bunu.
"Gülünü senin için önemli kılan, onun için harcamış olduğun zamandır."
"Onun için harcamış olduğum zaman..." diye yineledi küçük prens. Unutmamalıydı bunu.
"İnsanlar unuttular bunu," dedi tilki. "Ama sen unutmamalısın. Evcilleştirdiğimiz şeyden sorumlu oluruz. Sen gülünden sorumlusun..."
"Ben gülümden sorumluyum," diye yineledi küçük prens. Bunu da unutmamalıydı.

Kordon'da yürürken usulca elma şekeri yiyen liseli kızlar gibi hevesliydi aşk'a. Elmayı sevmezdi, lâkin kırmızısı onu cezbederdi. Ve sonunda elinde yine bir 'sap' ın kalacağını bilirdi. Bu kez ellerini üşümesinler diye ceplerine sokmaktan vazgeçti. 'Şehitler ölmez.' tabelasının militarizminde kestane satan ablanın mangalına uzattı ısınsın diye ellerini. Unuttu elma şekerlerini. Canı kestane şekeri istedi. Buralarda öyle şeyler bulunmazdı. Ancak ağzına attığı kestanelerden de adeta bal damlamaktaydı. Yürümeye devam etti; hayatta da yaptığı gibi... Birinin yanından geçerken, ona selam verdi. İşte bir tanıdık yüz daha geliyordu, oturmuştu bedeninin en  yüksek yerine. Ona selam vermese olur muydu? Selam verse  suçlu mu olurdu? İçinden geleni yaptı yine. Aklına üşüşen yarasaları kovmak için bileğini kesip dikkatlerini oraya çekti. Böylece uyurken yastığının altına bir GüLümseme daha ekleyebilecekken kan kaybından gitti. 'Aşk'tı bütün bunların sebebi.


Düş'sel Çelikler


Kızıldı saçlarım alabildiğine.
En
çok görmeye maruz kaldığım renkti belki de.
Kalbim kanard
ı durduk yere.
Belki bir kadeh
şarap iyi gelirdi yorgun 'ben'e.
En sevdi
ğim kelime 'asi' ydi,
K
ızıl da ruhumdaki anarşist bir melekti.
'Rüzg
ârda savruk, başına buyruk' saçlarım vardı benim.
Sonra..
Mavi-siyaha d
öştü düşlerim, saçlarım, ellerim.
Güne
şte bakınca fark edilir ancak mavi yanı sessizliğimin.
Bu renk, kilit vurdu adeta, asi sa
çlarıma, yaşayışıma.
Öyle bir yerleşti tepemin tasına..
Sen de mavi-siyah gibi geldin yerle
ştin gönlümün tahtına.
Bütün k
ızıllar yerle bir oldular o anda.
Şimdi, saçımı kızıla çeviremiyorum, kalbimi de.
Şimdi, seni de kırıp atamıyorum şarapla dolu bir kadeh niyetine.
Ne sa
çlarım özgür ne de ben.
Mavi ile siyah
ın tutkusuna yenilmekte bu denklem.
A
şkın giderinde tıkanıp kalıyor Düşlem.
Sevin, ne
şelen... 

Roma^da Aşk.


Kadın, kendini hiç farkında olmadığı düellolarda bulmuştu. Şimdilerde, anneannesinin sıcak ülkelerden getirdiği kokuya benzeyen kalemini, çantasının iç cebinde taşıyordu. Biliyordu ki, beyin hücrelerinin zarlarla kaplı duvarlarına çarpıp yansıyan kelimeler, birikecek ve bir süre sonra onları elle tutulur hâle getirmediğinden hüzünlenecekti. Artık uzun süreli belleği dolmak üzereydi. Ancak çok iyi hatırlardı bir sevgilisini. Beş dakikalık bir bakışma için kilometrelerce yol gelirdi adam. Kadın, her seferinde dünyada kalan son ceylan gibi avcısını beklerdi. Beklerdi siyahın şato kurduğu o gözleri görmeyi. Beraber içilen çayın deminde bulurdu kendisini. Adam da su misâli; bardakta buluşurlarken adam açardı kadının yaşama baktığı tahta pencereyi.

Bir gün, adam mesajlara cevap vermedi. Arandığında ise hep meşguldü kendileri. Kadın anlam veremedi. Mart, daha yirmi günlük bir fâniydi. Birr mesajla irkildi kadın: " İnsanlığın sonu." diyordu adam, " Küresel kaos isterken bir insanla beraber olamam!" O anda "toz" a dönüştü bütün "yıldız"lar. Kadın ilk defa, ağlaya ağlaya dolaştı sokaklarda. Hesap sordu ateşe, suya, havaya ve toprağa! Adam sustu, bir şey demedi bir daha. Kadınsa tek bir cümleyi yolladı rüzgârla adama: Bir insanın hayatını sonlandırdın sonunda!

Adam da haklıydı, aşk onun için bir tutsaklıktı, "zincirlerinden başka kaybedecek neyi vardı?"


Brioche


Lâl olan bakışların kamera arkasında
Eskitilmiş hüzünler vardır.
Kimi sarhoş gibi avaz avaz bağırır uzanana dek sabaha,
Kimisi süt dökmüş kedi gibi kalır.
Perdesiz oyunlara aldırmaz insan,
Ölümün güzelliğidir Oscar'a aday olan.
Portakal ağaçlarına adanır mektuplar.
Güllerin dansında kavalyelerdir sardunyalar.
Ağızdan çıkan her ince dilimli ses,
Buzdan gönüllere yaklaşınca asılı kalır havada.
Hayat süblimleşir kahverenginin açık tonunda.
Tüller örtülür duvak niyetine baş(ak)lara.
Yılan iner elmanın dalından aşağıya.
Âdem göz kırpar Havva'ya.
Gökyüzünden kırılıp düş'er dünyaya büyük bir parça.
Mitolojik efsaneler sus pus olurlar.
Saçları peruk gibi duran 70'lik kadın,
Kadehe dökülür gibi çıkar 'Yeşil Çam'ların ardından.
Gramofonun iğnesi, plağın canını çizer ince ince,
Eşlik eder tüm sevenler tanınmış nağmelere hep birlikte:
Pendant que la marée monte
Et que chacun refait seu comptes
J'emmène au creux de mon ombre
Des poussières de toi
Le vent les portera
Tout disparaîtra
Le vent nous portera...     

yine de.


Metin Kutusu: 1Öylesine yanıyor ki içim
Anlatmaya ne kelime yeter
Ne de cümledeki biçim.
Sol anahtarı gibisin;
Sen olmadan ba
şlamaz melodim.
Çok sevgi nefret getirir bilirim
Bilirim ki beni görünce kıpırdamaz yüre
ğin.
A benim sevgisi
şiddetinde saklı sevdiğim,
Seninle el ele gezmeyi özledim.
Şimdi gel desem gelmezsin,
Gelsen de kendini bana lâyık görmezsin.
Ben sevgimi sundukça sen ezilirsin.
Sessiz sevgilim,
Bensiz hayalin
Görünmez hiçbir zaman
Sudaki aksin.
Ben seni çocukça bir a
şkla sevdim.
Çıkarsız, parasız ve muziptim.
Ve biraz da asiydim.
Ki seni sevmekten hiç vazgeçmedim.
İlle de sen dedim.
Ömür boyu büyülendim.
Kalbimi senden ba
şkasına mühürledim.
Şunu unutma :
" Ben seni, büyük tövbelerden sonra unutmak için sevmedim!"