Mantığının
çerçevesini cilâlamayı unutmuştu kadın. Kalbiyse bir fil gibi hantal ancak
ağırbaşlıydı ve vejetaryendi.
Bambudan yapılmış mistik
terlikleriyle yürürken insanlardan gelen soğuk hava dalgasına rağmen
üşümediğini anımsadı. Sonunda gözyaşı yağmurlarına tutulacağını ve kafasına
sancıların yıldırım gibi düşeceğini bildiği hâlde gitti o eve, sessizce açtı
kapıyı.
İlk yaptığı, ağrı kesici içmek
oldu, bir de "mutluluk hapı". Suyu içtiği bardakta çıkan ruj lekesini
bu kez orada bırakmadı.
Hem mutluydu, hem ağlamaklı.
Vazodaki kuru güller, yerlerini yellere bırakmışlardı. Orada rahattı. Gitti bir
şarkı açtı, mutluyken de, hüzünlenirken de ona bağıra bağıra gerçeği söyleyen
sanatçıyı, Teoman'ı. Sonra anason kokusunda boğdu hıçkırıklarını. "Birkaç
kalp ağrısı, birkaç imdat çağrısı…"
Derken bir sigara yaktı. Son
sigarasıydı. Terlikleri yerine bıraktı. Külleri savurdu. Işığı kapattı. Montunu
aldı. Yaptığı istinasız yanlıştı, telafisi olmayan saçmalıklardı. Aldırmadı.
Beyaz atlı prensi ile soğuk ve kısa süren bir yolculuğa çıktı. Bu kez ağlamadı
çünkü yalın ayaktı.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder