28.12.2012

142.

      Mantığının çerçevesini cilâlamayı unutmuştu kadın. Kalbiyse bir fil gibi hantal ancak ağırbaşlıydı ve vejetaryendi.
      Bambudan yapılmış mistik terlikleriyle yürürken insanlardan gelen soğuk hava dalgasına rağmen üşümediğini anımsadı. Sonunda gözyaşı yağmurlarına tutulacağını ve kafasına sancıların yıldırım gibi düşeceğini bildiği hâlde gitti o eve, sessizce açtı kapıyı.
      İlk yaptığı, ağrı kesici içmek oldu, bir de "mutluluk hapı". Suyu içtiği bardakta çıkan ruj lekesini bu kez orada bırakmadı.
      Hem mutluydu, hem ağlamaklı. Vazodaki kuru güller, yerlerini yellere bırakmışlardı. Orada rahattı. Gitti bir şarkı açtı, mutluyken de, hüzünlenirken de ona bağıra bağıra gerçeği söyleyen sanatçıyı, Teoman'ı. Sonra anason kokusunda boğdu hıçkırıklarını. "Birkaç kalp ağrısı, birkaç imdat çağrısı…"
      Derken bir sigara yaktı. Son sigarasıydı. Terlikleri yerine bıraktı. Külleri savurdu. Işığı kapattı. Montunu aldı. Yaptığı istinasız yanlıştı, telafisi olmayan saçmalıklardı. Aldırmadı. Beyaz atlı prensi ile soğuk ve kısa süren bir yolculuğa çıktı. Bu kez ağlamadı çünkü yalın ayaktı. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder