lll
Lityum tabletlerine ara verdiğim
zamanlardı. Serseri mayın gibi oradan oraya kendimi atarken ne zaman
patlayacağım belli olmazdı. Çenemin vidaları gevşemiş, bir "merhaba"
diyene bile hayat hikâyemi anlatır olmuştum. Kelimeleri yuvarlayış hızım,
hayran olunacak derecede yüksekti ve bu durum beni daha da anlaşılmaz
kılıyordu. Zaten anlaşılma gibi bir çabam da yoktu. Sen, sevgili Johnny,
başkalarının nefesinde özünü bulurken, ben hâlâ senin hayalinle yaşama savaşı
veriyor, Azrail'i atlatmaya çalışıyordum. Komik durumdaydım. Ancak Martın
13'ünde hiç olmadığı kadar nihilist kokardı vurgu ve tonlamalarım. Bilirdim ki
senin canını sıkan ben değildim. Senin canını sıkan, bir bayanın senden daha
'insan' olmasıydı. Ellerin çamurdan yapılmıştı ve benim mermerimsi soğuğuma
katlanamadın. Sana, senden de beteri lâzımdı, bataklık arayışına girip beni
bıraktın. Senin yüzünden üzülmüyorum desem yalan söylüyor olurum Johnny, buna
bile değmeyecek kadar kirlisin oysa. Sen de bilirsin dünyadaki tek yakışıklı
erkek olmadığını. Ve eminim yakın zamanda kendin gibi biriyle el ele dolaşmayı
da nasip eder Tanrı sana. O zaman en mutlu insan zannedersin kendini. Ama benim
bipolar bozukluklarımda, şizofrenik sapmalarımda en az herkes kadar senin de
payın var, bunu unutma. Şimdi git, o ihanetin dövme gibi yapıştığı
kollarda mutluluk oyunları oyna, benim temelini attığım binanın üstüne kaçak
katlar koymaya çabala. Sonra... Sonra koy başını omzuma, ağla. Ben artık rahibe
modunda, ben sadece senin sevdanda zırvalamakta! Hadi aforoz et beni, ver
endülüjansı elime, ger düşlerimi çarmıha! Acıma!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder