28.12.2012

Roma^da Aşk.


Kadın, kendini hiç farkında olmadığı düellolarda bulmuştu. Şimdilerde, anneannesinin sıcak ülkelerden getirdiği kokuya benzeyen kalemini, çantasının iç cebinde taşıyordu. Biliyordu ki, beyin hücrelerinin zarlarla kaplı duvarlarına çarpıp yansıyan kelimeler, birikecek ve bir süre sonra onları elle tutulur hâle getirmediğinden hüzünlenecekti. Artık uzun süreli belleği dolmak üzereydi. Ancak çok iyi hatırlardı bir sevgilisini. Beş dakikalık bir bakışma için kilometrelerce yol gelirdi adam. Kadın, her seferinde dünyada kalan son ceylan gibi avcısını beklerdi. Beklerdi siyahın şato kurduğu o gözleri görmeyi. Beraber içilen çayın deminde bulurdu kendisini. Adam da su misâli; bardakta buluşurlarken adam açardı kadının yaşama baktığı tahta pencereyi.

Bir gün, adam mesajlara cevap vermedi. Arandığında ise hep meşguldü kendileri. Kadın anlam veremedi. Mart, daha yirmi günlük bir fâniydi. Birr mesajla irkildi kadın: " İnsanlığın sonu." diyordu adam, " Küresel kaos isterken bir insanla beraber olamam!" O anda "toz" a dönüştü bütün "yıldız"lar. Kadın ilk defa, ağlaya ağlaya dolaştı sokaklarda. Hesap sordu ateşe, suya, havaya ve toprağa! Adam sustu, bir şey demedi bir daha. Kadınsa tek bir cümleyi yolladı rüzgârla adama: Bir insanın hayatını sonlandırdın sonunda!

Adam da haklıydı, aşk onun için bir tutsaklıktı, "zincirlerinden başka kaybedecek neyi vardı?"


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder