28.12.2012

" Bilek Kesenler: Bir Aşk Hikâyesi."


"İşte sana bir sır, çok basit bir şey: İnsan yalnız yüreğiyle doğruyu görebilir. Asıl görülmesi gerekeni gözler göremez."
"Asıl görülmesi gerekeni gözler göremez," diye yineledi küçük prens; unutmamalıydı bunu.
"Gülünü senin için önemli kılan, onun için harcamış olduğun zamandır."
"Onun için harcamış olduğum zaman..." diye yineledi küçük prens. Unutmamalıydı bunu.
"İnsanlar unuttular bunu," dedi tilki. "Ama sen unutmamalısın. Evcilleştirdiğimiz şeyden sorumlu oluruz. Sen gülünden sorumlusun..."
"Ben gülümden sorumluyum," diye yineledi küçük prens. Bunu da unutmamalıydı.

Kordon'da yürürken usulca elma şekeri yiyen liseli kızlar gibi hevesliydi aşk'a. Elmayı sevmezdi, lâkin kırmızısı onu cezbederdi. Ve sonunda elinde yine bir 'sap' ın kalacağını bilirdi. Bu kez ellerini üşümesinler diye ceplerine sokmaktan vazgeçti. 'Şehitler ölmez.' tabelasının militarizminde kestane satan ablanın mangalına uzattı ısınsın diye ellerini. Unuttu elma şekerlerini. Canı kestane şekeri istedi. Buralarda öyle şeyler bulunmazdı. Ancak ağzına attığı kestanelerden de adeta bal damlamaktaydı. Yürümeye devam etti; hayatta da yaptığı gibi... Birinin yanından geçerken, ona selam verdi. İşte bir tanıdık yüz daha geliyordu, oturmuştu bedeninin en  yüksek yerine. Ona selam vermese olur muydu? Selam verse  suçlu mu olurdu? İçinden geleni yaptı yine. Aklına üşüşen yarasaları kovmak için bileğini kesip dikkatlerini oraya çekti. Böylece uyurken yastığının altına bir GüLümseme daha ekleyebilecekken kan kaybından gitti. 'Aşk'tı bütün bunların sebebi.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder