Adınla seslenmek istemezdim sana. Çünkü üç harften ibaret senin adın da.
Bunca zamandır adı üç harften oluşanlardan korkmak gerektiğini söylerdim. Senin
hayatını ve geçirdiğin ilk nöbetin benimkinin “tıpkısının aynısı” şeklinde
olduğunu öğrendiğimden beri, üç harflilerden iyice korkmaya başladım.
Seni hiçbir zaman göremeyeceğim. Ancak bilmeni isterim ki, yaşadıklarını
şöhret olmadan da hissedenler var. Hastalığı “kötü ruhların eline geçmiş olmak”
olarak tanımladıklarına son zamanlarda inanıyorum. Belki bunda üç harfle
çağrılmamız da etkilidir ha, ne dersin?
İlk aşkı Nietzsche, ikincisi Mustafa Kemal olan ben, seni üçüncü sıraya
koymak isterim, yine “üç” olsun maksat. Ama keşke pes etmek yerine direnseydin
o kötü ruhlara karşı. En azından Natalie için… Hem o zaman benim gibilere
verebileceğin birkaç da nasihat olurdu belki. Şimdi, senin birkaç fotoğrafın
var sadece. Şarkıların dönüp duruyor beynimde. Sen görmüyorsun ama ben adı üç
harfli olanı seviyorum. Her neyse. Yazarım arada böyle, kendi kendime.
“Ben” , “Eti” “Cin” seven “Gül” .
“Aşk” ve “Düş” ile… Selamlar Debbie’ye.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder