6.10.2020

Yazarım Adını

 Nereden geldiğini ilk başta anlamadığım bir sızı... Bir ağrı... Bir acı... Sanırım hepsinin karışımı... 

Deli gibi oradan oraya koşuyorum. Bir telaş, bir telaş... Ne yapacağımı bilemiyorum. Nefes desen alamıyorum, dikkatimi başka yöne çekemiyorum. “Şuram acıyor.” diyebilsem ona göre bir doktora falan giderim belki. Ne yapacağımı düşünürken çare meğer çok yakınımdaymış. Seninle karşılaştığım zaman gülümsediğinde o acının hafiflemesinden anladım dermanın sende olduğunu. Dert de sendin işte... 

Tanımıyordum aslında seni. Tanımıyor oluşuma rağmen bu hâle gelişimden utandım. Aşktı bu, sonra eğdiğim kafamı yukarı kaldırdım. Hissettiklerimi sana anlattım. Bakışlarının güzelliğini benim gibi görsen beni anlardın. 

Sonuç olarak... Anlamadın. Hem kapıyı tamamen kapatmadın hem de hayatında bana yer açamadın. Aldandım mı? Belki de... Gördüğünde hâlâ eksik etmediğin gülümsemen ve yerli yersiz iltifatların duruyor cebimde. Onları da ileride “Ne salakmışım!” deyip gülmek için saklarım. Ama şimdi diyebiliyorum işte, “Şuram acıyor.” diye... 




 Unutabilmek gerek bazen ağlamadan

Ne yeni bir aşk avutur bizi
Ne de geçmişin izi
Kabullenmek gerek bazen yenilgiyi ” 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder