Elimde şiir defterin var. El yazını görünce gülümsüyorum. Şiirleri tekrar, defalarca okuyorum. Hâlbuki sana sormak isterim bu şiirlerin hikâyelerini. Zannediyordum ki hiç gitmezsin.
Ben her gün ayakkabılarını sokak kapısının önünde görecekmişim hissiyle merdivenleri çıkıyorum. Sanırım bütün hayatım boyunca da yokluğuna tutunacağım. Giderken yine bana bir dal bırakmış oluyorsun. Normalde bırakıp gideni unutmak ister insan. Ama giden, babası olunca ve kendi isteğiyle gitmemişse geriye sadece unutmama çabası kalıyor. Gidişin 365 güne yaklaşıyor. Ben 365 kere seni aradım, 365 kere yokluğunla karşılaştım. Sana anlatmak istediğim konuların ipini salıyorum. Senin o “dönülmeyen” yerlerde olduğunu kafam almıyor. Eh, sözelciyim diyedir belki. Sen bana kimin beni gerçekten sevdiğini/sevmediğini gösteriyorsun. Bunun için gitmen şart değildi yine de. Evet, eminim beni düşünüyorsun ama keşke o diğerleri değil de sen olsan yanımda.
Okul hayatımda 1 Aralık’ın kışın başlangıcı sayıldığına çok rastladım da hiçbir zaman 1 Aralık’ta gideceğini ve ömrümde gerçekten kış olacağını düşünmemiştim. Bunun tam karşılığı sözlükte “üşümek” diye geçiyor. Kutuplarda gibiyim baba. Güneş, doğmaya üşeniyor buralarda. Ama sen, umarım gittiğin yerlere götürmüşsündür baharı. Yakışır benim canım babama da ancak nisan rüzgârları...
ne şanslıymışsın oysa..
YanıtlaSil