Hiçbir erdem konusu hayatın bu
rezilliğini ifade etmeye yetmiyor. Sevginin hep “mecaz” anlamlarında takılıp
kalıyorum, zannettiğim şey aslında öyle olmuyor. Korkunç izlenimler kalıyor
geriye ve bir de kocaman bir kaos. Ian’ın asılmış boynunun çığlığı bile hayatı
durdurmaya yetmemiş. Mutluluktan ziyade yersiz utançlarla boğarım kendimi zaman
zaman ben de. Dünyada kötü giden her şeyden kendime pay çıkarırım. Tam da
hayatın istediği kıvama gelirim yani güzelce.
İnsanlar zannediyorlar ki
yaptıklarını unutuyorum gülümsediğimde. Hâlbuki on üç yıldır yazıyorum mesela
ben, dedemin ölümüyle ilgili. Birçok olay da bu şekilde uzun yıllarımı ve
yüzlerce satırımı alıyor. İsim vermiyorum, zaman da geçti diye herkes kendini,
kendince aklıyor. Umrumda da değil bu. Dünyada mümkün oldukça az yakınım olsun
istiyorum sonuçta.
Birinci tekil kişinin mantığıyla
yaşıyorken hayatı, işteş fiillere
cümlelerimde hiç yer olmadı. Çiçekli bahçelerde gezerken ilk kez göreceğim bir
bitkiye sevineceğim günlerin hayaliyle oluşturdum bütün notaları.
“Mutluluğun tanımı şöyleymiş,
aşkın büyüsü böyleymiş…” şeklindeki ifadeler sadece rivayetlere dayanacağından
dolayı bıraktım onları da aramayı. Daha az yarayla bu hayattan kurtulmaktır
çünkü en büyük başarı. Serbest ölçüyle yazılan bir hayatta uyak aramak büyük
sıkıntı.
Ağıtlar da yakmıyorum artık kandırılışlarımın ardından. Tütsüler eşliğinde evrene yolluyorum gördüğüm kötülükleri duman duman. Ne de olsa süper bir hayat değil nihayetinde bana bağışlanan. Yoksa bu kadar kötü şey mi yolladım evrene? Boş ver, amaan!
Ağıtlar da yakmıyorum artık kandırılışlarımın ardından. Tütsüler eşliğinde evrene yolluyorum gördüğüm kötülükleri duman duman. Ne de olsa süper bir hayat değil nihayetinde bana bağışlanan. Yoksa bu kadar kötü şey mi yolladım evrene? Boş ver, amaan!
Belki kimsenin beklentisine göre
sevmedim, belki çok çabuk inandım gülen yüzlerine, belki anlayışsız biriyim
hatta huysuzluğun yanında… Sadece gülümsetmek istemiştim değer verdiğim
insanları, en kırık oldukları anlarda. Çünkü insan, gülümseyince farkına varır
insan olduğunun. Çünkü insan olmanın özü, amacı bence budur.
Şimdi… Yalnızım yanıp sönen bir
sokak lambası gibi. Soğuk duruyorum masadaki (bıyıklı) barbunyalar gibi. Sallanıyorum
deprem sonrasındaki bir avize gibi. Kesilmiş, duygularımı besleyen damarlarım;
kırışmış, insanlara hoşgörü gösteren yanım; parçalanmışım, yıkılmışım,
kırılmışım…
Bir yıla nasıl girersen öyle
gideceğini söylerler ya, böyle olsun bu yıla selamım.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder