4.01.2016

İçlem

Hiçbir erdem konusu hayatın bu rezilliğini ifade etmeye yetmiyor. Sevginin hep “mecaz” anlamlarında takılıp kalıyorum, zannettiğim şey aslında öyle olmuyor. Korkunç izlenimler kalıyor geriye ve bir de kocaman bir kaos. Ian’ın asılmış boynunun çığlığı bile hayatı durdurmaya yetmemiş. Mutluluktan ziyade yersiz utançlarla boğarım kendimi zaman zaman ben de. Dünyada kötü giden her şeyden kendime pay çıkarırım. Tam da hayatın istediği kıvama gelirim yani güzelce.
İnsanlar zannediyorlar ki yaptıklarını unutuyorum gülümsediğimde. Hâlbuki on üç yıldır yazıyorum mesela ben, dedemin ölümüyle ilgili. Birçok olay da bu şekilde uzun yıllarımı ve yüzlerce satırımı alıyor. İsim vermiyorum, zaman da geçti diye herkes kendini, kendince aklıyor. Umrumda da değil bu. Dünyada mümkün oldukça az yakınım olsun istiyorum sonuçta.
Birinci tekil kişinin mantığıyla yaşıyorken hayatı,  işteş fiillere cümlelerimde hiç yer olmadı. Çiçekli bahçelerde gezerken ilk kez göreceğim bir bitkiye sevineceğim günlerin hayaliyle oluşturdum bütün notaları. 
“Mutluluğun tanımı şöyleymiş, aşkın büyüsü böyleymiş…” şeklindeki ifadeler sadece rivayetlere dayanacağından dolayı bıraktım onları da aramayı. Daha az yarayla bu hayattan kurtulmaktır çünkü en büyük başarı. Serbest ölçüyle yazılan bir hayatta uyak aramak büyük sıkıntı.
Ağıtlar da yakmıyorum artık kandırılışlarımın ardından. Tütsüler eşliğinde evrene yolluyorum gördüğüm kötülükleri duman duman. Ne de olsa süper bir hayat değil nihayetinde bana bağışlanan. Yoksa bu kadar kötü şey mi yolladım evrene? Boş ver, amaan!
Belki kimsenin beklentisine göre sevmedim, belki çok çabuk inandım gülen yüzlerine, belki anlayışsız biriyim hatta huysuzluğun yanında… Sadece gülümsetmek istemiştim değer verdiğim insanları, en kırık oldukları anlarda. Çünkü insan, gülümseyince farkına varır insan olduğunun. Çünkü insan olmanın özü, amacı bence budur.
Şimdi… Yalnızım yanıp sönen bir sokak lambası gibi. Soğuk duruyorum masadaki (bıyıklı) barbunyalar gibi. Sallanıyorum deprem sonrasındaki bir avize gibi. Kesilmiş, duygularımı besleyen damarlarım; kırışmış, insanlara hoşgörü gösteren yanım; parçalanmışım, yıkılmışım, kırılmışım…
Bir yıla nasıl girersen öyle gideceğini söylerler ya, böyle olsun bu yıla selamım.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder