Yan yana odaların birinde rakı sofrası tellendirilirken diğerinde secdeye varılıyordu. Yaşamak gerek ancak bu duyguyu.
Bazı şeyleri gerçekten yaşamak gerek. Fırat suyunun akıp gitmesini durdurmaya çalışmadan seyretmek lazım mesela. Sonra eve dönüp Istıkan marka kaçak çaydan demleyip susuz içmeli. Sular akıp gider dedik ya, velhasıl gidenlerin geri dönmediği bilinmeli.
Kavram karmaşaları ya da özgürlük... Ne dersek diyelim, bir yer geliyor da düşüyoruz umutsuzluğun dibine.
Hâlbuki rakı ile secde gibi kaçak çay ile zeytinyağını bir arada görmek isterdim. Ama aşk, buna engel demek ki. Kaçak olan sadece çay değil, sevdalar sanki...
Ben tam ona inanmaya başlamışken giden insanlarda suç yok da, Fırat'ın durmasını bekleyen bende mi suç illaki?
Giden gitti, siyaha döndü kır saatleri. O çayın dibine çöken çöpten, zeytinyağının içine istemsizce düşen ekmek parçasından bir farkım yok şimdi...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder