4.06.2016

Zehra

Ben 17 yıldır şarkısız kaldım. Bir Neşet Ertaş türküsü kendime getiriyor beni ancak ara sıra. Yoksa yüreğimin içinde bulunduğu kapan, hiç taviz vermiyor sıkılığından. Bana kimse “Zehra” demesin istiyorum. Hatırımda hep dedemin ses tonuyla kalsın istiyorum bu isim. Çünkü anneannemdi o ismi asıl yaşatan.
Ben 7 yaşında okumayı hece hece öğrenirken meğer en iyi öğreneceğim kelime iki heceymiş: Ö-lüm! Ve bu ölüm, “amansız hastalıkla” gelecek, oturacakmış baş köşeye…
Çerçevesi yokmuş acıların. Her an, her şekilde çıkabiliyormuş insanın karşısına. Benim ilaca ara verdiğim dönemlerde anneannem devralmış meğer hastalık nöbetlerini. Buna rağmen ben onun öleceğini hiç düşünmemiştim ki!
17 yıldır bir alın kırışıklığı anneannemin yokluğu bende. İzler hiç silinmiyor hatta daha da derinleşiyor gittikçe. Onun sesini unutmaya meyilli bile olsa hafızam, bir gün yoldan geçen kamyonun kornasıyla irkilişimde elimi daha sıkı tuttuğunu hiç unutmam. Karşılıksız, aşağılama içermeyen bir sevgiydi onunkisi. En çok da bu yüzden “Zehra” olmaya çalışırım moralimi bozduğunda birisi.

63 yaşında gitmiş olmasının bile bir sebebi vardır belki. Şimdiki aklım olsa onunla daha çok zaman geçirirdim ama düşünemedim kansere yenileceğini. “Kafana tokadan başka bir şey takmayacaksın.”  derdi. Ama o, kafasındaki çözümsüzlüklerle birlikte sonsuza uçtu gitti…

https://www.youtube.com/watch?v=LfY_ol_rPA0 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder