26.05.2020

Ekinci Apartmanı


Beş-on yaş arası travmatik dönemler… Bir gece yine ateşim yükselmiş. Normalde belki bir anne baba hemen doktora götürmeyebilir. Ancak söz konusu benim annem ve babam ise buna mecburlar. Çünkü birkaç sene önce onlara epilepsi olduğum söylenmiş. O zamanlar şehrin bilinen bir çocuk doktoruna götürüyorlar beni kucaklarında. Hatırlıyorum. Dedim ya, travmatik dönemler; acısı hafiflese de insan unutamaz bu zamanlarda yaşadıklarını. “Ekinci Apartmanı” nın zemin katının ziline basıyorlar hızlı hızlı. Doktor kapıyı açıyor hemen. Yükselen ateşten ziyade o telaş beni yoruyor. Belki şimdiki aklım olsa “Bırakın, öleyim ama beni oradan oraya sürüklemeyin ne olur, huzurla öleyim.” derim. Sonrası standart doktor muayenesi falan…
                Büyüyorum… Bir arkadaşım oluyor okulda. Kafamız pek uyuşuyor. Yediğimiz içtiğimiz bir resmen. Dostluk üstüne yazılıyor şiirler. O zamanlar cep telefonu falan yok. Bir gün evine çağırıyor beni, doğum günü için. Heyecanla geleceğimi söylüyorum. Bulabilmem için evini tarif ediyor, hatta krokisini çiziyor: “Anayolun alt sokağı, çevresinde de hep apartmanlar var ama bizimki köşede zaten. Sensiz olmaz.” diyor ve ekliyor: “Ekinci Apartmanı…” Krokiyi eve giderken çöpe atıyorum. Evi zaten adım gibi biliyorum. Doğum günü çok güzel geçiyor. Ertesi gün bir başkasıyla konuşurken duyuyorum onu: “Hiç sevmiyorum ki ben de onu, doğum günüme bile zorla geldi, aslında ben davet etmedim.” Cümlelerinin beni kastettiğini anlayınca koşarak uzaklaşıyorum…
                Ergenlik dönemlerinden sıyrılma zamanları… Bir arkadaşım, başka bir arkadaşından bahsediyor bana. Düşüncelerimizin aynı olduğunu, dış görünüş olarak yakışacağımızı, o arkadaşına da benden bahsettiğini ve o arkadaşının benimle tanışmak istediğini söylüyor. “Eh…” diyorum. Tanışınca gerçekten de iyi biri olduğunu anlıyor ve mutlu oluyorum. Birbirimizi daha iyi tanımaya çalışıyoruz. Böyle küçük şehirlerde şehrin yerlisi olup olmadığın ve hangi mahallede oturduğun önemlidir. İllaki muhabbet arasında geçiyor: “Ekinci Apartmanı…” diyor, “Miras kaldı dedemden, oraya geçtik biz de…” Gülümsüyorum, bozuntuya vermiyorum. Bütün kötücül düşüncelerden sıyrılıyorum. Ta ki o “iyi” insanın aslında bir sevgilisi olduğunu öğrenene kadar…
                İşe başlıyorum. Çok iyi bir ortam ve iş arkadaşlarım var. Onlardan biri, bir gün hepimizi yemeğe davet ediyor ve kahve molalarında yanıma gelip “Bu iş yerinde senden iyisini görmedim. Hep birlik olalım.” gibi cümleler kuruyor. Yemeğe gidiyoruz, apartmanın adını söylememe sanırım gerek yok. Sonrasında o arkadaşın bana yanlış bilgiler vererek işimde yanlış yapmama neden olmaya çalıştığını anlıyorum…
                Bir gün dolaşmaya çıkıyorum. Kulaklık her zamanki gibi kulağımda. Yürüyorum uzun yollar boyunca. Hem de gereksiz ne varsa hepsini düşünüyorum. Bazen de çalan şarkıya eşlik ediyorum usulca. Bir bakıyorum ki önümde dikiliyor: “Ekinci Apartmanı.” Belki 25 yıldır dışı beton renginde, betona rastgele şekiller vermişler. Artık plastik doğrama olan camların hepsi ahşap görünümünde, hâlâ aynı siyah demirler duruyor camlarda. Bütün soğukluğuyla işte o apartman karşımda… Onunla konuşuyorum müziği durdurup. Başımdan defolmasını istiyorum hem bir yandan da gülüyorum, sinirlerim bozuk. Sokak kapısı da apartmanın adının yazısı da hiç değişmemiş. Anlaşılan çocuklar bile topları bu camlara denk gelsin istememiş. Çevresindeki bütün apartmanlar değişmiş, kimi yıkılıp yenilenmiş. “Ekinci Apartmanı” ise hâlâ bir felaket tellalı gibi dimdik ayakta… Anayolun hemen alt sokağında…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder