Gözlerimi kapadığımda sadece yeşil bir orman ve akan bir su düşlüyorum. Su berrak, mevsim yaz... İçimin böyle olmasını istiyorum. Ben, politik değilim; ruhuyla hareket eden biriyim.
Ormanda kocaman bir ağaç, dallı budaklı. Adı üstünde: Hayat Ağacı. Herkese yetecek gölgesi de var, her ruh için de salıncakları. Üşümüyor kimse, ne de olsa üstümüze örtülü gökkubbe! Yerde ve gökte keşfedilmeyi bekleyen birçok mertebe, birçok bölge var. Düşmandan çok dost kazanmalı bunu anlamak için. Belki farkına varamadığımız kozmik bir düzen var. Belki “yıldız” sandıklarımız aslında öldüğü söylenen yakınlar. Gözyaşında boğulmak üzere olan ruhları kuşlar tutup kurtarıyorlar ve güneşe çıkarıyorlar ki renkler açsın ruhlarımız. Belki bir turna, belki de kartal...
Birden fazla ruha sahip olanın işi zor. Bütün ruhlarını beslemesi gerekiyor. İnsan, ruhlarını doyurmada yetersiz kalırsa ona, koruyucu periler de yardım edebiliyor.
Hayvanlar çok değerli. Eğer insan, bir hayvanı incitirse insanın kendi ruhu onu cezalandırıyor. Parlak tüylü hayvanlar... Ama en çok da rengarenk kuşlar...
Hayat Ağacı... Herkes o ağacın çevresinde toplanmış. Herkeste açık renk kıyafetler... Yüzlerinde bir gün Tanrı’ya döneceğinin bilincinde gülümsemeler... Yedi gün, yedi gece bir seremoni yapılıyor. Ve herkes dans ediyor...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder