7.06.2016

Sepet

Bütün hikâyeler bir şeftali kokusuna bürünmüş gibiydi. Mevsimsel değişikliklere yetişemiyordum bense. Yazmam gereken sadece bir aşk hikâyesi miydi? Gözlerimi kapattığım an gülümsemeyi istiyordum sadece.

Tekrar görüşünceye kadar "hoşça" kalıyor muydu herkes? Yoksa yitip gidiyor muydu paylaşılan bütün gülüşmeler?

Boşluklardan ibaret olan hayatımı doldurma çabası içinde koşturuyorum. Neyle dolar? İşle, parayla, dostlukla, kitapla? "Belki şurada mutlu bir Gül vardır." deyip fırçayı elime alıyorum da bakıyorum ki elime yüzüme bulaşıyor bütün boyalar. Kozmik bir âlemde varımdır belki.

Dilek sepetinden sipariş versem on dakika içinde kapıma gelir mi bütün hayallerim? Hayallerim de öyle çok ahım şahım şeyler değil. Sadece kendi ayaklarım üzerinde durabilmek istiyorum.

Birine önemli gelen bir şey, diğeri için "hiç" olabiliyor. Peki, bu durumda hangisi fedakârlık etmeli? Aklımın kendinden tamamen bağımsız olduğu dönemler bunlar. Neyin "iyi" olduğuna karar vermek bile artık benim hükmümde değil.

En kötüsü de yolladığım kargoların yanlış adreslere gitmesi. Ben yaşamayı bilmiyorum.

3 yorum: