Bir bahçeye adım atıyorsun. Bahçeler hep yeşilmiş gibi anlatılmış sana. Toprak, kansere yakalanmış bir “ak”ciğer renginde. Şaşırıyorsun. Adımların daha temkinli. Başka insanlara rastlıyorsun. İşte, orada biri! Gülümsüyor sana, eli yüzü düzgün gibi, iyi midir acaba? Yaklaşıyorsun, ona ulaşmana bir adım kala “Puf!” Pembe toz bulutu kalkıyor ve o iyiliğine ihtimal verdiğin insanın şeytanı bile kıskandıran yüzü görünüyor. Uyanıyorsun. Kime yaklaşmak istesen türlü ağrılar çekiyorsun. Bazen de belki değişir düşüncesiyle kendini ateş havuzuna atıveriyorsun. Küller yapışıyor genzine.
Daha çok yürüyorsun. Yalnız yürümeye çalışmak zaman zaman sancılı ancak hiç kimsenin de göründüğü gibi olmadığını biliyorsun. Şüphe, içinde: Hayatının özetini belleğinin süzgecinden geçirirken “Acaba ben de o kötüler gibi mi görünüyorum?” diye soruyorsun. En azından kimseyi dikenlerinle mahvetmediğini düşünüp avunuyorsun. Bütün acıların hesabının dirhem dirhem sorulacağı günü bekliyorsun. Gökteki mucizelere inanıp göğsünü ferahlatırken de bahçede oturup hayallerinin batımını izliyorsun.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder