Uzun zamandır şehrin o “eski” mahallesine gitmemiştim. Mahalle gibi ben de artık eskidiğimden belki oraya koşuyordum. Belki de herkes kendini bir yerlere ait hissediyordur. Şehrin merkezinde diye bilinen cami, o mahalleyi, yani eskiyle yeniyi birbirinden resmen ayırıyordu. İki farklı dünya... Yenisi “Jumanji...” Eski mahalleye geçince orada çok güzel anılarım olduğunu yine fark ettim. En son annemle gittiğimizde Lütfiye Teyze vardı, artık yok. Çalsam çocukluk arkadaşım çıkacak gibi tahta kapının ardından, yok. Pencereler, duvarlar tanık etmişler başka milletlere, dinlere, kültürlere ama hepsi “Zehra’yı” tanıdıkları için gülümsüyorlar, Zehra yok. Halil yok, Nimet Hala yok, Habibe Hala yok, Âdem Enişte yok, Nebahat Nine yok... Bunları düşünürken artık yeşile boyanmış, biraz da elden geçirilmiş, tek katlı bir evin önünde duruyorum. Oksijenin ciğerlerime ilk çarptığı ev burası. Benim için yeryüzünün merhaba ayağı. Sokak girişine spreyle yazmışlar: “Mahallemiz kılimalıdır.” Öyle ya, hâlâ insanların birbirlerine koştuğu yerler buraları.
Şehrin yerlileri otururmuş bu mahallede önceden. Orada doğup da kimsenin gönlünde yerli olamayıp kalmışız hep göçmen...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder