8.01.2022

Sunak Kafe ••••

 Annem daha bize hamileydi bizi sokağa attıklarında. Ne suçumuz vardı, hiç bilmiyorum. Dünyaya gelmeden acının faturasını kestiler. Sanki hüzünlerden avans istemiştik. Annem, bizi dünyaya getirdikten kısa süre sonra çok uzağa gitmek zorundaydı. Buna ister “açlık” deyin, ister “bakımsızlık.” İki kardeşimle birlikte öylece kalakalmıştık. Sabahın erken saatlerinde şehirde dolaşmaya başladık, güvenli bir yer daha çok gerekiyordu artık. Bir koltuk bulduk, hemen üstüne kıvrıldık çünkü çok yorulmuştuk. Uyandığımızda aynı koltuğun üzerindeydik ama koltuğu bir dükkâna taşımışlardı. Meğer yeni açılacak kafenin yeni koltuklarına kıvrılmışız. Bizi uyandırmaya kıyamadıkları gibi bize aile olmaya bile karar vermişler. Kafenin sahibi isimlerimizi koydu: Benim adım Güleç, kardeşlerim de Lila ve Leo. Uyurken de gülümsüyormuşum diye bu isim bana layık görülmüştü. Kafe açıldıktan sonra çok insan da tanıdık: Kafenin çalışanı Emin Abi, bize pek yanaşmasa bile mutlaka yemeğimizi düşünür. Üstelik daimi müşteriler olan Can ve Esra da bizi çok severler. Can da belki başka boyutlarda bir kedidir, insanları hiç sevmeyen birinin bizi bu kadar çok sevmesinin başka açıklaması ne olabilir? 

“Bir yere ait olabilme, bir evinin olması, güvende hissetme” gibi duyguları bize verdiği için Sunak Kafe’ye bağlılığımız sonsuz. Hangi canlı gün sonunda sıcak bir yatakta, köklerini saran bir toprakta, kötülüklerden uzak şekilde yaşamayı hak etmez ki? 



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder