İnsan, mücadele verdiği, toprağına alınterinin karıştığı, yaşamaya çalıştığı şehirleri özlüyor. Bu anlamda bir ilktir benim hayatımda Bursa.
Sorsanız, Bursa'yı sevmediğimi söylerim. Yalan! Özledim diyemem ki. Bunu kendime bile itiraf edemem. Eğer Bursa'yı özlediğimi fark edersem, bedenimde ruhumu hapsedemem.
Setbaşı'ndan geçerken intihar eden adamla ilgili bir efsane anlatılır. Tabipler Lokali'nde her daim kafa dağıtılır. Yeşil Türbe'ye gece girmenin etkisi bir başkadır. Hünkâr Köşkü'ndeyseniz, bütün Bursa ayaklarınızın altındadır. Eski Adliye Çay Ocağı'nda çayın tadı başkadır. Acıkırsanız, yemek isteyeceğiniz şey, belli saatlerde oraya gelen amcanın pilavıdır. Heykel'de her zaman patenli gençler takılır. Nilüfer'de olmak, gülümsemek için bir fırsattır. FSM'de eğlenceye eğlence katılır. Kültürpark'ta doğanın tadına varılır. Bursaspor maçı varsa herkes yeşil-beyaza boyanır. Şehreküstü, ismiyle ilgili birçok rivayet barındırır. Deniz görmek isteyen, kısa sürede Mudanya'ya varır. Cumalıkızık'ta kızarmış ekmek kokusu, insanı kahvaltıya çağırır. Görükle'de hayat, gençlere odaklıdır.
Ertuğrulkent'te ise Red Baykush Cafe, insanın ikinci evi olmaya hazır, kahvenin yanında güler yüzün ikram edildiği beş yıldızlı bir mekândır.
Durum böyle olunca, Bursa'ya kış gelmez. Bakmayın insanların Uludağ muhabbetine. Bursa'da yılın her ayı samimiyet yağar da gökten, hiç erimez.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder