Şehrin ışıkları vuruyor gözünün içine. İki yıldan sonra ilk kez böyle mutlusun. Hayatını “önce” ve “sonra” olarak ikiye ayırıyorsun. İki yıl önce aslında çok mutlu olduğunu anlıyorsun. Geçen iki yılda da ne kadar çok yorulduğun da çarpıyor yüzüne. Aslında hiçbir şey böyle olsun istemezdin. Ne kırmak ne kırılmak isterdin. Ne yanmak ne yakmak...
Cesaret alıyorsun ışıklardan ve o kişiye yazmaya karar veriyorsun. Yüzleşmek içini rahatlatacak çünkü. Çünkü o insana “Ben sana bunu yapmak istemedim.” demen gerekiyor. Bu, her şey eskisi gibi olsun beklentisi değil. Gelenin gideni arattığı şu düzende bir nevi günah çıkarma töreni aslında. O da cevap veriyor sana bütün insanlığıyla. O da anlatıyor, sen de anlatıyorsun. Karşılıklı bir rahatlama terapisi... En azından senden nefret etmediğini biliyorsun. Çünkü sen hep bu hayattaki en gerçek kavramın ölüm olduğuna inandın ve işte ikinizden biri ölmeden tekrar konuşma fırsatı yakaladınız. Müthiş bir haz bu... Teşekkür ediyorsun karşındakine bunun için.
İlk fırsatta koşa koşa gidiyorsun onun yanına. Heyecanlısın, konuşmuş da olsanız iki yıldan sonra onu görmek nasıl bir etki yaratır bilemiyorsun. Ve işte o ilk göz göze gelme anı... İkiniz de gülümsüyorsunuz istemsizce. Yüreğin kamaşıyor o an, pırıl pırıl... İyi bir insanın gülümsemesine o kadar aç kalmışsın ki onu görür görmez boynuna atlamak istiyorsun ama “saçmalama.”
Aradan iki yıl hiç geçmemiş gibi oturup muhabbet ediyorsunuz. Alakalı alakasız her şeyi ona anlatabilirsin çünkü o iyi birisi. Sana hiç zararı dokunmadı baktığında.
Bakışlarını özlemişsin, konuşmasını, ses tonunu... Onunla ilgili muhabbetleri... Durup durup gülüyorsunuz. İnanılmaz bir hafiflik bu. İki yıl önce kötü de ayrılmış olsanız nefret etmeden sohbet edebiliyor olmak büyük nimet. Çünkü asıl nefret edilecek insanları görmüşsün.
Zamanın ilk kez işe yaradığını görmek de güzel. Onun nefes aldığına şükrediyorsun. Bembeyaz çiçekler açıyor ruhunda ve onun yanından ayrılırken yürümeyi unutmuşsun, uçuyorsun...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder