Dışarıda öten kuşun aklından
neler geçtiğini bilmiyor olmak bana inanılmaz mutluluk veriyor. İnsanların
aklından neler geçtiğini az çok tahmin edebiliyorum çünkü. 89 yaşıma girerken
artık bir teraziye gerek kalmadan onların kaç paralık olduklarını kestirebiliyorum.
Duygusal
biri olmayı yaklaşık elli yıl önce bıraktım. Elli yıl şimdi çok uzak. O zaman,
39 yaşıma dek her şeye ağlayan ve bundan ötürü sıkıntı yaşayan, sadece
duygularıyla hareket eden biriydim. İşte o 39 yıl, sonraki yıllardaki benin
nedenidir. 39 yaşımda ne mi oldu? Anlatayım…
O
zamanlar aslında işi gücü yerinde, kendi ayakları üstünde durabilen, gezen,
tozan biriydim. İnsanları mutlu etmeye çalışırdım ama yaşadıklarım yüzünden
kırık bir kalp taşırdım. 38 yaşımın sonlarına doğru, bir beyefendiyle tanıştım.
Ona böyle sesleniyorsam kendime olan saygımdandır sadece. Neyse, bu beyefendi
benim hayatıma jet hızıyla girmişti nasıl olduysa. İlk gördüğüm andan beri o
kırık kalbim sanki tamir olmaya başlamış, kalbimin sızısı azalmış, yeniden
vücuduma neşe pompalar olmuştu. Normalde birini çok sevsem de duygusallığım
yüzünden söylemez, platonik takılırdım. Nereden estiyse bu beyefendiye açılma
gereğinde bulundum. Dedim ki: “Ah, o gözler beni benden aldı; o gülüş canıma
can kattı; ellerimiz birleşse fena mı?” gibisinden Yeşilçam esintili ve şu an
sadece komik gelen cümleleri ben ona sıraladım. O da kendini ağırdan satıyor
tabii artık ama bir taraftan da terslemiyor beni. Uzun süre hasbihal ettik,
tanımaya çalıştık birbirimizi. Bu süre içinde o, benden daha istekli davrandı. Mutlaka
izdivacımızın olması gerektiğini, bensiz yapamayacağını, kalbimin çok güzel
olduğunu… Her neyse, beni benden çok seviyordu sanki görseniz. Ona açılan ben
değildim de o bana koşarak gelmiş gibiydi. Ben de hiç bozmadım. Zaten 38
yaşımdayım. Her ne kadar takmasam da toplumun baskısından yılmışım. Bütün hazırlıklar
yapıldı, her şey tamamlandı. Heyecanlı ve o zaman için güzel bir süreçti. Nikâh
günü gelip çattığında bu beyefendi gelip “Ben evliyim. Aslında boşanacağız bu
zamana dek diye bekledim, zaten ayrı yaşıyoruz ama mahkeme sonuçlanmadı, nikâh
kıyılamaz şu an.” dedi. O anki hayal kırıklığımı ve rezilliğimi hissedebiliyor
musunuz?
İşte o
günden sonra duygusallığın canı cehenneme deyip kalbimi rafa kaldırdım. Bu tarzdaki
“beyefendilerle” uğraşmaktansa toplumun saçma bakış açılarıyla savaşırım dedim.
Zaten çevremde evli olan kimse mutlu değildi. Sadece toplum olarak her konuda
olduğu gibi bu konuda da “mış gibi”
yapıyorlardı. Kalbim yamalıydı, gözlerim yaşlıydı. Zamanla yama yerine oturdu,
gözyaşlarım kurudu. Erkeklerle olan sohbetim iyi sohbetten öteye geçmedi, buna
izin vermedim. Sadece erkeklerle ilgili olarak değil, genel olarak bir boş
vermişlik türküsü tutturdum. Kimseyi arayıp sormadım, günümü gün ettim. Bugün yanımda
olanı yarın nerede diye aramadım. Önceden su gibi kalıbın şeklini alırdım, o
saatten sonra buz oldum, katılaştım. Erimeden 89 yaşıma ulaştım. Sadece bana
baksın diye çocuk yapma fikrine zaten hiç sıcak bakmamıştım. Fiziksel olarak
çocuğum olmadı ama elimden geldiğince yardım ettiğim canlılarla huzurlandım.
Şimdi,
hayatım boyunca bana hiç ihanet etmeyen, beni bırakmayan, her zaman yanımda
olan, kovsam da gitmeyen biriyle 89. yaşımı kutluyorum. Başkaları ona “epilepsi”
diyorlar, ben ise “sonsuzluk.” Beni dönüm noktasına ulaştıran “beyefendi” de
yan odada yatıyor, Alzheimer olmuş. Ona bazen kendinden bahsediyorum da kendi
kendine okkalı küfürler savuruyor. İnsan, kendi kendinin en büyük küfrüymüş
meğer; bu yüzden sadece gülümseyelim yeter…
Çok beğendim kaleminize sağlık 🙏🏿
YanıtlaSilZaman ayırdığınız için ben teşekkür ederim. :)
Sil