10.05.2020

Dün Geliyor


Dışarıda öten kuşun aklından neler geçtiğini bilmiyor olmak bana inanılmaz mutluluk veriyor. İnsanların aklından neler geçtiğini az çok tahmin edebiliyorum çünkü. 89 yaşıma girerken artık bir teraziye gerek kalmadan onların kaç paralık olduklarını kestirebiliyorum.
                Duygusal biri olmayı yaklaşık elli yıl önce bıraktım. Elli yıl şimdi çok uzak. O zaman, 39 yaşıma dek her şeye ağlayan ve bundan ötürü sıkıntı yaşayan, sadece duygularıyla hareket eden biriydim. İşte o 39 yıl, sonraki yıllardaki benin nedenidir. 39 yaşımda ne mi oldu? Anlatayım…
                O zamanlar aslında işi gücü yerinde, kendi ayakları üstünde durabilen, gezen, tozan biriydim. İnsanları mutlu etmeye çalışırdım ama yaşadıklarım yüzünden kırık bir kalp taşırdım. 38 yaşımın sonlarına doğru, bir beyefendiyle tanıştım. Ona böyle sesleniyorsam kendime olan saygımdandır sadece. Neyse, bu beyefendi benim hayatıma jet hızıyla girmişti nasıl olduysa. İlk gördüğüm andan beri o kırık kalbim sanki tamir olmaya başlamış, kalbimin sızısı azalmış, yeniden vücuduma neşe pompalar olmuştu. Normalde birini çok sevsem de duygusallığım yüzünden söylemez, platonik takılırdım. Nereden estiyse bu beyefendiye açılma gereğinde bulundum. Dedim ki: “Ah, o gözler beni benden aldı; o gülüş canıma can kattı; ellerimiz birleşse fena mı?” gibisinden Yeşilçam esintili ve şu an sadece komik gelen cümleleri ben ona sıraladım. O da kendini ağırdan satıyor tabii artık ama bir taraftan da terslemiyor beni. Uzun süre hasbihal ettik, tanımaya çalıştık birbirimizi. Bu süre içinde o, benden daha istekli davrandı. Mutlaka izdivacımızın olması gerektiğini, bensiz yapamayacağını, kalbimin çok güzel olduğunu… Her neyse, beni benden çok seviyordu sanki görseniz. Ona açılan ben değildim de o bana koşarak gelmiş gibiydi. Ben de hiç bozmadım. Zaten 38 yaşımdayım. Her ne kadar takmasam da toplumun baskısından yılmışım. Bütün hazırlıklar yapıldı, her şey tamamlandı. Heyecanlı ve o zaman için güzel bir süreçti. Nikâh günü gelip çattığında bu beyefendi gelip “Ben evliyim. Aslında boşanacağız bu zamana dek diye bekledim, zaten ayrı yaşıyoruz ama mahkeme sonuçlanmadı, nikâh kıyılamaz şu an.” dedi. O anki hayal kırıklığımı ve rezilliğimi hissedebiliyor musunuz?
                İşte o günden sonra duygusallığın canı cehenneme deyip kalbimi rafa kaldırdım. Bu tarzdaki “beyefendilerle” uğraşmaktansa toplumun saçma bakış açılarıyla savaşırım dedim. Zaten çevremde evli olan kimse mutlu değildi. Sadece toplum olarak her konuda olduğu  gibi bu konuda da “mış gibi” yapıyorlardı. Kalbim yamalıydı, gözlerim yaşlıydı. Zamanla yama yerine oturdu, gözyaşlarım kurudu. Erkeklerle olan sohbetim iyi sohbetten öteye geçmedi, buna izin vermedim. Sadece erkeklerle ilgili olarak değil, genel olarak bir boş vermişlik türküsü tutturdum. Kimseyi arayıp sormadım, günümü gün ettim. Bugün yanımda olanı yarın nerede diye aramadım. Önceden su gibi kalıbın şeklini alırdım, o saatten sonra buz oldum, katılaştım. Erimeden 89 yaşıma ulaştım. Sadece bana baksın diye çocuk yapma fikrine zaten hiç sıcak bakmamıştım. Fiziksel olarak çocuğum olmadı ama elimden geldiğince yardım ettiğim canlılarla huzurlandım.
                Şimdi, hayatım boyunca bana hiç ihanet etmeyen, beni bırakmayan, her zaman yanımda olan, kovsam da gitmeyen biriyle 89. yaşımı kutluyorum. Başkaları ona “epilepsi” diyorlar, ben ise “sonsuzluk.” Beni dönüm noktasına ulaştıran “beyefendi” de yan odada yatıyor, Alzheimer olmuş. Ona bazen kendinden bahsediyorum da kendi kendine okkalı küfürler savuruyor. İnsan, kendi kendinin en büyük küfrüymüş meğer; bu yüzden sadece gülümseyelim yeter…

2 yorum: