27.08.2021

Sunak Kafe •

 Merhaba, ben Sunak Kafe’nin en kıdemli elemanıyım. Burada çalışmaya başladığımdan beri çok insan gördüm, tanıdım. İnsanları gözlemlemeyi çok severim. Sanırım bu sayede de işimi iyi yapabiliyorum. 

Şu kenardaki masada oturan Can Bey mesela. Her boş vaktinde gelir, kitabını alır, sessizce saatler boyu kitap okur. Kendince bir gülümsemesi var onun da herkes gibi. Kendini geliştirmeye çok açık biri gibi durur. Arada kafede çalan müzikler dikkatini çeker, kitabından kafasını kaldırıp gözlerini kapatarak sadece müziği dinler. Bazen “Nasılsınız?” diyecek olurum ama onca yıla rağmen çekinirim. O kadar insan tanımış olsam da Can Bey’i hiçbir zaman çözemedim. İnsanlara (kendisi de dahil) hep mesafeli durur. Narsist desem, bu kadar kitap okumaya narsist kalabiliyorsa tebrik etmek gerekir. Sanki içinde kaybolduğu labirentler var da kimseyi o labirentlere bulaştırmak istemiyor gibidir. Kahve sever, yeni tatlara da kapalıdır. Dışarıdan görenler onu karizmatik bulur ama o, oturduğu masayı bile değiştiremeyecek kadar korkar bir şeylerden, belki kendinden. Ne tuhaf ki bugüne dek yanına kimsenin geldiğini görmedim. Kendi isteği mi yoksa herkes ondan benim gibi çekindiği için mi, bilemiyorum. Böyle kültürlü birinin insanları kırma ihtimalini düşünmek dahi istemem. Kıyafet tarzı, seçtiği masa, saç şekli, oturduğu sandalye, tavır hep aynı. Kendinden sıkılmamak büyük lüks bu devirde. Hem merak ederim onun hayatını bir yandan hem cevaplardan korkarım. Gizemli bir havaya bürünmek her ne kadar kolay gibi görünse bile aslında zordur. Kim bilir neler yaşadı da kendini mağaralara hapsetti? 

O da beni yıllardır burada görüyor, hatta sipariş için mutlaka beni bekliyor. Sipariş için bile herkese güvenmiyor. Acaba onda ben nasıl bir intiba uyandırıyorum? Hep yerinde sayan biri mi? Onun kadar kitap okumadığım için beni aşağılıyor olabilir mi? Gerçi ona çaktırmasam bile ben hep onun okuduğu kitapları not alıp okumaya çalışıyorum. Farkında olmasa bile bana çok şey kattı. Yine de geçenlerde ilk kez bir telefon konuşmasına şahit olduğum an, beni biraz hayal kırıklığına uğratmadı diyemem. “Senin ne düşündüğün umurumda değil Esra. Ben o an müsait değilim. Fedakârlık yapamam. Ben böyleyim, istersen.” gibi cümleler çıkıyordu ağzından. Sanki yeni yetme biri gibi ya da daha çok kabadayı gibi bir tavır... O ana dek bana dünyanın en nahif insanını sorsanız Can Bey’in adını verirdim. Şu an ben bile ondan daha nahifim. “Keşke herkes gibi olmadığını ama aynı zamanda kendini herkesleştirdiğini anlasa...” diye düşünür oldum. Ah, bana ne hâlbuki? O, benim adımı bile bilmiyor. Yolda görse bana selam bile vermez. Yine de özünde iyi biri olduğuna inanıyorum yoksa kedilere böyle iyi davranmazdı. Kafemizin kedileri: Lila, Güleç ve Leo. Belki bir gün beni de kedi olarak görüp bana da gülümser, kim bilir? 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder