19.05.2022

Kurtuluş


Kadınların hep “kurban” olduğu masallar anlatıldı bizlere. Prensler hep kurtarıcıydı. Aile hayatında da durum farklı olmayınca öğrendiğimiz ne varsa güvenli bildik. Hep kurban olmaya meyilliydik, hep bir “beyaz atlı prens” bekledik. Kurtarıcı olmak istemeyenlere bile “Hayır, sen kurtarıcısın.” düşüncesiyle yaklaşıp onları hayatlarından bezdirdik ve sonunda yalnız kaldık. Aslında yalnız kalmak işimize bile geldi. Çünkü bu durumda yine kurbandık.

Hayat öyle ilerlemiyordu oysa. Bu drama üçgeninden kurtulmak, zorbalardan uzak kalmak, kendi kendinin kurtarıcısı olmak gerekiyordu. Zorbalara “Ne yapıyorum ben?” dedirtmek ve kurtarıcılara da bulunmaz Hint kumaşı olmadıklarını göstermek de… Zaten biz kendimiz olabilsek her şey rayına oturacaktı. Hayattaki varlığımız sadece “bebek” olmak iken “Arabada prenses var.” yazısını yapıştırdılar arka cama. Prensesler narin olur, ağlama hakları mevcuttur, kırılgandırlar, babaları kraldır, duygu sömürüsü düzenine yerleştirilirler, tek başlarına bir şeyleri başarma konusunda “yetersizdirler.” Başka bir şehre çalışmaya gittiğimde bana bir kadın olarak bunu yaptığım için neredeyse madalya takacaklardı. Bir erkek bunu yaptığında hiç de “tuhaf” karşılanmıyordu ama?

“Borcum varmış gibi kendimden gülümseme beklerken…” modunda zaman zaman kendimizi kurtarıcı olmaya zorladık. Hâlbuki kendimiz de dâhil kimse kahraman olmak zorunda değildi. Üzüldüğümüz, ağladığımız, yıkık hissettiğimiz anlar bir şekilde ya geçecek ya acısı hafifleyecekti. En kötü ihtimalle o acıyla yaşamayı öğrenecektik. Ama kurtarıcı olmak uğruna çocuklarımızı da mahvettik. Onların ödevlerini kendilerinin yapmalarına fırsat vermedik. “Aman benim çocuğum rezil olmasın, arkadaşlarından eksik kalmasın.” gibi kılıflar uydurup kendimizi süper ebeveynler yapıp çocukları da kurbanlaştırdık yani bu drama üçgeni böylece nesiller boyu aktarılmış oldu. Bu kurtarıcı raconu kesmenin kadını erkeği de yoktu. Üstelik kurtarıcılarımız hayatlarını kaybettiklerinde yaşadığımız yıkımın haddi hesabı da olmuyordu.

Filmlerdeki oyunculara oynadıkları rolleri giydirip günlük hayatlarında bile ona göre muamele ettik. Karakterlerin filmdeki ölümlerinin bile yıl dönümlerinde hayırlar yaptık. Rolde kötü birini canlandıranlara yaklaşımları anlatmaya gerek bile yok.

Kurban, zorba ya da kurtarıcı fark etmiyor; bu üçgenle kurulan ilişkiler en sonunda bizi daha çok üzüyor. İnsan ilişkilerinde belki de bu kadar köşeli değil de çember gibi olmak gerekiyor. Kendi gücümüzün farkında, biraz daha telaşsız ve gülümseyerek bakıp uyandığımız her sabaha… 



"Ya dışındasındır çemberin ya da içinde yer alacaksın..." 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder