Bembeyaz bir atı süslemişler. Üstümde sadece dikiş yerlerinde gümüş simler olan bembeyaz bir elbise… Saçlarım kendi hâlinde, kır çiçeklerinden bir taç oturtmuşum saçlarımın arasına sadece. Ben atın üstündeyim, köyün içine doğru yavaş yavaş ilerliyoruz.
Yanımda yürüyor işte genç bir adam. Saçları uzun, onun da kafasındaki taç zeytin yapraklarından. Elinde de bir demet papatya tuttuğuna göre en sevdiğim çiçeğin papatya olduğunu biliyor. Benim elimde ise bir çubuk, kurdelelerle süslenmiş ve üstünde bir Dolunay figürü var. Gücümü nereden aldığım belli oluyor. Gülümsüyorum. Arada genç adamla göz göze geliyoruz, bakışlarımızdan huzur akıyor.
Köyün meydanında kocaman bir ateş yakılmış. Herkesin yüzü gülüyor. Ateşin etrafında el ele dans etmeye başlıyoruz. Bir süre sonra herkes ezgiye ayak uyduruyor. Güneş bize veda ederken Dolunay ise göz kırpıyor ama hiç gece olmuyor sanki. Bütün yüzler ışıl ışıl, her yer yemyeşil…
Ağaç dallarından örülmüş bir eve sahibim orada. Böylece bir ev, hayat ağacının dallarıyla şekillenirken güzel olan ne varsa hepsi de evin daimi konukları oluyor…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder