"Uçurumun kenarındayım Hızır
Ulu dilber kalesinin burcunda
Muhteşem belaya nazır
Topuklarım boşluğun avcunda
Derin yar adımı çağırır"
Hızır'ın adres şaşırdığı bir zaman dilimi... Öylesine negatif yüklerle doluyum ki. Pozitifleri çekmem gerekirken ben itiyorum herkesi. Sosyofobi denen bir şey icat etmişler. Benim Şıpsevdi gönlüm de atlamış hemen ona. Şıpsevdi dediysek eğer, tabii ki hastalık konusunda. Biraz ondan, biraz ondan, biraz ondan derkeen... Hiç gerek yok bu mevzuları uzatmaya. Gittikçe daha da hassas oluşu yıpratıyor Gülce' yi be üstad. İyi başlamışsın şiire ama hayat artık vermiyor tat. Herkesin birbirini yargıladığı saçma sapan süreçlerin sonunda, nefret kol geziyor ortalıkta. Ben kimseden nefret etmem diyordum, artık ben de nefret ediyorum. Hem de kendimden! Birinci çinko! İkinci de yakındır. Tombalayı heyecanla bekliyoruz. Bütün hüzünleri dolduruyorum itinayla. Anlamıyor kimse beni, anlamayacak da.
" Bir gamzelik rüzgâr yetecek
Ha itti beni, ha itecek
Güzelliğin zulme çaldığı sınır
Uçurumun kenarındayım Hızır "
Neden kimse beni olduğum gibi kabul etmiyor bilmem. Herkeste bir değiştirme çabası. Ama sadece içime atıyorum ben bunları. Neşeli öyküler de yazamam ki artık. Kaybetmekten korktuğum için hep kendimi yıprattım. Her durumda da hep ben yalnız kaldım. Gülce' nin hikâyesi sonsuza kadar biter burada üstad. Bir daha bu şiiri okumak bana yasak. Haydi eyvallah!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder