Kimseye iyilik yapılmaması gerektiğini 27.500. kez öğrendiğin gecenin sabahı. Kahve demlenmek bilmiyor. Dışarı çıkıyorsun. Her yer sarı. Her yerde bir geç kalmışlık hissi. Herkes koşuyor bir yerlere ama kimse yetiştiremiyor sesini. Kış bile geç kalmış gelmek için. Rüzgârı hissediyorsun. En kötü geç kalmışlığın gitmek konusunda olduğunu fark ediyorsun.
Nasıl ki ecelle gitmeler bir saniye ertelenmiyorsa yaşarken de gitmek için tereddüt etmek saçma geliyor. O andan sonra yaşayan bir ölüsün. Seni toksik ilişkilere sürükleyenler bile gidişindeki karanlığa şaşırıyor. Hayatında ilk kez bu kadar netsin. Zihnin berrak bir çağlayan. Sende kalanın sadece acılar olduğunu düşünüyorsun. Bu nedenle kimsede acı olmamak için gidiyorsun.
An geliyor gitmeye gerek kalmasın diye kimseye bakmıyorsun, gülmüyorsun, samimiyet kurmuyorsun. Nedense samimiyet kurduğun an ya kendisi gidiyor insanın ya da seni gitmek zorunda bırakıyor. Evine Almanya’dan çocuğunun geleceğini söyleyen ev sahibi gibi canı istediğinde seni evsiz barksız bırakmaktan çekinmiyor insanlar. Bu mecburiyetlerden bıktığın için uzak duruyorsun. Sadece insanlardan değil; şehirlerden, mekânlardan, alışkanlıklarından da gidiyorsun. Pılını pırtını toplayıp gidiyorsun. Bir gün nefesini de alıp gittiğinde “İyi bilirdik.” derler yine de muhtemelen ve eklerler: “Çok genç gitti.”
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder