3.01.2013

A


29
"Senin yaşattığın acıları belki bilerek bırakmadım." diyordu kadın, kırmızı paltosunu dağınık eşyaların üstüne bırakırken. Adam yine başka şeyler düşünüyor gibiydi. (İyi de bu adam hiçbir şeyi düşünmezdi ki!) Kadın da adamın hiç umursamayacağını bilirdi. Yine de devam etti, çünkü acısını başkasına karşı dillendiremezdi :
"Hatırlar mısın bir gün geziye gitmiştik beraber? Ben sendeleyip yere düşecek oldum ama dizimi çarpıp kurtulmuştum. Dizimden 'mor'luk ve acı bir ay geçmedi. Ben geçmemesine sevindim. Çünkü o bile seni unutmamam için yeterliydi. Ben hep seni unutmaktan korktum. Ve sen, sen bana öyle acılar bırakmıştın ki, yoklu
ğunda hep onlarla avundum. Evet, o yok ama onun mirası var deyip uyurken bile ağlar oldum. Ben, içinde sen olan her şeyle mutluydum!"
Adam, devam etti tekilasını içmeye. Diş a
ğrısını bastırdığı gibi bütün yoksunluklarını da örtmesi niyetiyle.
Kadın, do
ğuştan anaç bir karaktere sahipti. Adama gösterdiği şefkat, alâka ve yüzsüzlüğüyle tıpkı adamın annesi gibiydi. Hz. Meryem bu kadını görse, İsa'nın asİ'liğine içerlerdi.
Adam, vurdumduymazlı
ğı kendisine maske edinmiş sadece içmekte iken, kadın obsesif düşüncelerini uzaklaştırmaya çalışıyor ancak yine de yoldan geçen arabaları görünce plâkalarındaki harflere ve sayılara dikkat etmekten kendini alamıyordu.
Kadın, adamın bir bakışına; adam da kadının etrafa saçılan kokusuna hasretti ki, ikisi de hâllerinden memnun görünüyorlardı.
Sonra bir an için düşündü kadın söylediklerini. Acıysa e
ğer, şu karşıda yanan soba da yakıyordu onun elini. Ancak soba genelde boş bir tenekeydi. Adamın içinin de çürümüş odunlar gibi tutuştuğunu hissetti. O anda bir kez daha tiksindi.
Adam, şahıs kavramını yitirmiş bir Tekil-a iken kadın; sayılar, harfler ve renkler yüklenen bir plak-a ydı.
İşte tüm sorun, ortak alfabelerinin A ile başlamasıydı.  

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder