Doğum anında bir tohum serpilmiş içine. Dünyaya geldiğinde nefes almak yerine toprak atmalarını beklemişsin. Dört yıl boyunca o tohum sessizce beklemiş içinde. Bütün hayatını etkilemek için güç toplaması gerekliymiş. Dört yaşındayken seni havale geçiriyorsun zannetmişler. Oysa o, yeşermeye başlayan tohumun ayak sesleriymiş. Seni hasta zannedip sana ilaçlar yükleseler de o tohum bunların üstesinden gelebilecek kudretteymiş. Tohum yeşermeye başladıkça nöbet nöbet gelmeye başlamış hayat. Zaten o tohumun gelişmesi için göz yaşları, acılar gerekliymiş. İçinde yeşermeye başlayan bu bitki için bütün koşullar hazırmış. Nitekim beş yaşındayken tek arkadaşın ölünce de yeşillikler rahatça artmış. Bu yeşilliklerin sarmaşığa dönmesi için üzüntü şartmış. Bu yüzden hayat, senden sevdiklerini de almaya başlamış. Birer birer tanık olurken sevdiklerinin gidişine, ağlamadan durabilmek zormuş bu süreçte.
Normalde bir tohumun yeşermesi iyi bir şeyken bu tohum yüreğine ekilmişse ancak ölüm tohumu oluyormuş büyüyüp geliştikçe.
Yaşın arttıkça, sorumluluklar genişledikçe, yüreğinden boğazına doğru gelişmiş bu sarmaşık. Üstelik dikenleri de belirmeye başlamış, her nefes alışında kendini hatırlatmak için. Zamanla bir sarmaşık hâlini almış...
Âşık olmak zor işmiş mesela. Çok sevdiğin dostlarının terk edişleri sarmaşıkta yeni yeni filizlere neden oluyormuş. Nöbet anlarındaki kasılmalar aslında sarmaşık dallarının senin damarlarında yeni yollar açmasıymış.
Sarmaşıklar güzel görünürmüş aslında. Mevsimine göre bazen kırmızılaşan yaprakları, yeşilken de pırıl pırıl olurmuş. Ama mevsim hep kış iken ruhunda, sarmaşık ancak zehirli olabiliyormuş.
Ayaklara düşmüş hep sevdaların. Yüreğinin nasırlaşmasına izin vermemiş hiç sarmaşık. Üzgün, kırgın, yalnız, öfkeli, huzursuz, bîçare hâle gelmişsin zamanla. Bir pencere açabilsem sarmaşık belki oradan uzar gider, yüreğimi öyle delicesine sıkmaz demişsin. Ama doğuştan gelen bu dert bütün güzelliklere kapatmış seni. Yoksa sen de istemişsin yüreğine masmavi dalgalar çarpsın da alsın bütün tozu.
Dile kolay tam yirmi dokuz yıl büyümüş sarmaşık. Hayatından çıkan herkes gübre olmuş da bir kişi bile çıkıp sarmaşığın bir dalını olsun kesmeye cesaret edememiş.
Canın yanmaya başlamış iyice. Herkesin mücadelesi günün birinde yorulurmuş. Yemek, içmek, yürümek, okumak ve en çok da sevmek çok zorlayıcı bir hâl almaya başlamış. Kimseye tam olarak anlatılamayan bu durum karşısında gücünün tükendiğini ve sonun yaklaştığını hissetsen de sigortalı bir işte çalışmaya devam etmişsin.
“Hiç kimse duymadan hükümler giymişsin.”
İllaki her hüznün bir sonu varmış. Günün birinde gelmişler yanına, bakmışlar ki sarmaşık fırlamış vücudunun dört bir yanından. Bütün vücudun bembeyaz, dünyanın dönüşüne tanıklık etmiş yüzüne ilk kez böylesine çoğul huzur yerleşmiş ve bütün sarmaşıklar kızıl, yenik düşmüş isyanının habercisi...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder