24.04.2019

Gidemem

Çıkmaz sokaklara dalınır hep. Neye el atılsa hep ters gider bir şeyler. Hâlbuki aşktı, sadakatti o sokaklarda ışıksız bırakmayan. Para pul değil. Bunu anlatabilmek zordu. Anlatınca “güçsüz” dediler. Aslında bu, kendi güçsüzlükleriydi. Sonuçta sevmek neden güçsüzlük olsun ki?
Aşkına insandan karşılık bulamayınca insan, başka şeylere yöneliyor. Şair olmasa da yazmak istiyor. Bir müzik aleti çalmak istiyor. Yoruluyor cevapsız aramalardan, kendine kâr kalacak bir şeyler yapmak istiyor. Gerçi Nietzsche’ye bakarsak... Neyse, bu kez de Nietzsche’ye bakmayıverelim.
Bir şarkıyı kendi kendine fısıldayabilmek özgürlüğü her şeyin önüne geçiyor. Yemesine, içmesine dikkat ediyor ki kilo verip kendini daha iyi hissetsin. Aslında bunları yaparken de usul usul yine seviyor o kişiyi ama çaktırmamaya çalışıyor. Çünkü çaktırmak da işe yaramayacak. Nasıl ki insanlar dağların tepelerine bile şehirler kurmuşlarsa içindeki sevdayı öyle ince ince ve bir o kadar çarpık işliyor. Çarpık ama olsun en azından ışıklar yanıyor gönlünde.
“Belki” diyor, “Belki bir gün göçebe olmaktan bıkıp da bir şehre yerleşmeye karar verirse o zaman burada hazır bir şehir olduğunu görür...” “Hava ile bütün, su ile bütün, güneşle bütün şehir...” Eğer görmezse de verilen kilolarla, öğrenilen notalarla, mis gibi yemyeşil bir sevdayla gidilir bu âlemden.
Varsın hatırlanmasın adın en deli yalnızlık yangınlarında...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder