"Gittim kölesi olam bağlar gazeli
Bir pula sattı beni avşar güzeli..."
Geç tanıdığım bir insanı kaybediyor olmanın hüznü bu. Gitmese iyi olurdu. Ama ben ondan bunu isteyemezdim. Sıradan bir gitme değil çünkü bu.
O , bana yolda yürürken renkleri fark etmeyi öğretti. İsimlerini bildiğim , tonlarını bildiğim renkleri bugüne kadar görmüyordum. Farkında olmayı öğretti. Bakmayı değil, görmeyi öğretti.
Değer verdiğim insanların hayatında kalıcı güzellikler yapmam gerektiğini, hayatın hayallerden değil de kurgulardan ibaret olduğunu, materyalden bahsederken maddenin önemli olmadığını öğretti.
Tek bir söz bile etmeden bir insana nasıl cevap verileceğini, hüzünlüyken bile nasıl gülünebileceğini , sevdiğim insanları kıskanmada sınır tanınmayacağını, az şey bilsem bile en iyi şekilde bilmem gerektiğini , ukalalığın kelime anlamını, Cemal Süreya'nın bakış açısını , Ferhat Tunç' un Yıldızım şarkısını, "Dost" sözcüğünün gizemini, sarı rengin bir insana yakışabileceğini , 11.15' teki randevuya geç kalınmamasını , Norveç'e geri dönüşsüz iki biletin alınması gerektiğini, yaşadığımız kentin ne kadar sanattan mahrum olduğunu , renkli ceketimin bana yakışmadığını , "Seni seviyorum." cümlesinin basitliğini, "bedbaaaht " demenin azizliğini, "Oy Akşamlar" türküsünün içtenliğini öğretti , gösterdi. Ve bunlar gibi bir sürü şey. Ve sadece iki hafta içinde yaptı bunları.
Şimdi gidiyor. Gitmek zorunda. Kal diyemem ona. Diyeceğim tek şey şu:
"Sen yelkovan ol, ben yengeç. Soranlara tek cevap verelim: Vakit çok geç... Vakit çok geç... Vakit çok geç Şemsettin, geldiler... "
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder